<<Divan-ı İrfan FİHRİST
DÎVÂN-I İRFÂN

ŞEYH MUHAMMED KADRÎ HAZÎN (Kds)

Sultanü'l-Âşıkîn vel-Vâsilîn vel-Ârifîn
Halîfe-i Şâh Muhammed Alî Hisâmüddîn

Ezel cemâline âyine istedi Sübhân
Âlemin halkına sebep etti bir cân
Aşk ile bilişti cân ile cânân
Tam aşk ve vuslâttır bu Dîvân-ı İrfân

Tercüme ve açıklamayı yapan

Süleyman KAYA

 

DÎVÂN

Dîvân: Mâ'nevi olgunluğa ermiş kişilerin şiir mecmuasıdır. Başlıca iki şekilde tertib edilir.

1 . Tertib Şekli:

Dîvânın başı Cenâb-ı Allah'ın nimetlerinden bahseden, hamd ile başlayan bir kasîde ile başlar. Zira, Kur'ân-ı Kerîm de hamd ile başlamıştır. Sonra, Cenâb-ı Hak ile münâcaât eden kasîdeler gelir. Sonra Hz. Resûl için yazılmış Na't. Bu na'tda Hz. Resûl meth edilmekle beraber, çok hatalı ve günahkârlığını ve noksanlığını arz ederek, şefaat ve himayesini isteyen kasîdeler. Sonra, mürşîdi ve diğer şeyhler hakkındaki kasîdeler gelir ki, yetkili yüksek zâtlardan kurulu (meclis) mânâsına gelen DÎVÂN, bundan sebep, bu şiir toplumuna verilen isimdir. Seyrü sülûk geçiren bu zât, hâl ve makâm aldıkça söylediği kasîdeler, o makamın özelliği ve bilgisini verir. Böylelikle, dîvânın sonunda zâtın en olgun hâl ve makâmı, seyrü sülûkteki konakları belli olur. Bu şekildeki tertib en esas ve güzel olanıdır.

2. Tertib Şekli:

Bazı dîvânlar 1. usûl üzere yazılmamıştır. Bilhassa genel olarak, dîvân sahibinin vefatından sonra başkaları tarafından tertib edilmişlerdir. Seyü sülûku takip eden kasîdeler, gazeller sıraya konulmamıştır. Önemli bir faydayı elde etmek için beytin son kâfiyesine göre, kasîde ve gazeller sıraya konulmuştur. Kâfiyesi malum olan bir kasîdesinin bulunması oldukça kolaydır.

Fakat, kâfiyeye göre tanzim edilen dîvânda, zâtın en düşük ve en yüksek makamlarını gösteren kasîdeler yanyana gelebileceğinden, seyrü sülûk yolunu tâkib etmek mümkün değildir.

Hz. Şeyh'in Dîvânı 1. tertib üzere tamamlanmış bir dîvândır. Hayatında basılmamışsa da, fakat ilk müridlerinden olmak saâdetiyle zaman zaman yazdıkları kasideleri yaklaşık bir tarih sırasıyla yazdım. İlk kasîdelerinde dahi yüksek makâm ve vuslat olmakla beraber, genel olarak ilk kasîdelerde aşk ve istek, orta kısımdaki kasîdeler ve vuslat (kavuşma), son kasîdelerinde ilâhî ma'rifet ve tasarruftaki sultanlık makâmı görülüyor.

Hz. Şeyh, hiç kimsenin tesiri altında kalmayarak, yalnız kendi seyrü sülûkunu, müşâhade (görerek) ilmiyle, yepyeni bir usûlle yazılmıştır.

Buyurdu ki: "Bazı evliyâ, makâmın üstünde gördüğü makâmlardan da bahsetmiştir. O makâmı almadan söyledikleri noksan olabilir. Ben, Rabbimin ve Ceddimin ve Şâhımın bana lütûflarından söyleyeyim ki, bir makâmı geçtikten sonra o makâmdan bahsetmişim. Yâni bahsettiğim makâm mevcut makâmımdan aşağıdır. Henüz kimsenin çıkaramadığı ma'nevi incileri. Ceddim Hz. Resûl'ün bereketiyle çıkararak ma'nevi ilmimi arttırdım."

Yine buyurdu ki: "Kağıt üzerinde üç çeşit nur husule geldikten sonra yazıyorum."
Allah ve Resûl'ü arayanlar için büyük rehber olacak bu eşsiz dîvândaki incelik ve yüksek edebiyatın tercümesi çok zor olmakla beraber esas açıklamayı yapabilecek bir Seyyîd Kadrî daha gerekir. Allah'ın fadlı ve keremi hudutsuzdur. Lâkin bence dünyanın yüz bin sene ömrü kalmış olsa da Cenâb-ı Hak, has mahbûbu bir Seyyîd Kadrî daha göndermeyecektir.

Tercümede kelimenin mutlak mânâsını esas almayarak, edebiyat ve kasîdenin genel ma'nasına uygun tercüme usûlünü tercih ettim.

Cenâb-ı Mevlâ'dan hepimize ilâhî aşk ve tam vuslatını nasîb etmesini niyaz ederim. Saygılar.

Süleyman KAYA