Önceki sayfaSonrafi sayfa

SULTÂN SEYYİD KADRÎ HZ.LERINE İKRAM OLUNAN NAILÎYETLER

Şimdi daha önce bildirdiğim üzere Sultaımıza ikram olunan nailiyetleri yazmaya başlıyorum:

a) Gönül Sultanları kitabının 232-236 sahifelerinde, müridlerini Efendimiz (a.s.)'a teslim eden, ellerinin Efendimiz (a.s.)'in eli olduğunu sayan,

b) Kitabın 431. sahifesinde, içi dışı ve gönlü "yâr" ile (yani Rasul (a.s.) ile) fotoğraf gibi basıldığını, aşkının kemaline, kavuşmanın temamina sahib olduğunu bildiren Sultanımızın, Ceddi Alîleri Hz. Mustafa pür safâ ile benzeri bir tarzda rahmet, merhamet, bereket ve cömertlik dolu his ve hareketleri neticesi olarak,

c) Kitabın 179.  sahifesinde yazılı olan ve Rabbânî hatmi serifde okunan "Sallallahu alennebiyyi Muhammedin" salavatı yerine, kitabin  182.  sahifesinde yazıldığı üzere, İslamiyet ve Tarikatı Aliyyeye yaptıkları emsalsiz hizmetlerine karşı duydukları büyük sevgi, aşk, merhamet ve cömertlik neticesi âl ve ashabı kiramı da dahil ederek bu salavatı "Sallallahu alennebiyyil ümmiyyi Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ve sellim" olarak okumaları, Cenâb-ı Mevlâ ve Aleyhissalatü vesselam Efendimizi hoşnud eyleyerek, rızalarını mucib olduğundan, yukarıda beyan edilen Kadir gecesine mütenazir olarak (benzeri) hiç duyulmamış ve görülmemiş pek muazzam bir lütuf eseri Efendimiz (a.s.) tarafindan ve yine:

Kitabın 236. sahifesinde yazıldığı üzere "Sen ve senin bütün müridlerin benim ashabımdır. Sizi öyle kabul ettim." hitabı şerifine mazhar olan,

Yukarıda yazıldığı üzere kadir gecesindeki melâikei kirâmın matlai şemse kadar iştirak ettikleri sürûra mütenazir (karşılık) olarak;

d) Kitabın 186. sahifesinde görüleceği üzere "Bu hatmei şeriflerine pirleri ile Aleyhissalatü vesselam Efendimizin" de iştiraki; müridlere nazarı inayetleri suretiyle cennet bahçesi olan halkai şeriflerinin şereflendirilmesi ile de pek büyük ve emsalsiz bir nailiyete eren böyle çok yüksek ve benzeri olmayan bir Sultan,

e) Kitabın 61-64. sahifelerinde yazılı duyulmamış ve görülmemiş muazzam bir merasimle fevkaladelik içinde büyük bir edeb ve mükemmeliyetle Aleyhissalatü vesselam Efendimizin huzuru âlîlerine kabul suretiyle emsali olmayan iltifatı şeriflerine Nakşi ve Kadirî tarikatlarına kinayeten iki koka tesbihlerine nail olup Hz. Şâh'dan birinci icazetnamesini alan,

f) Kitabın 347. sahifesinde Efendimiz (a.s.)'dan da icazetli olduğunu bildiren,

g) Kitabın 99-102.  sahifelerinde yazılı olduğu üzere dünyada çok nadir olan ve duyulmayan "Rabitayı küllün kül" nimeti ulyasına nail olan,

h) Kitabın 70. sahifesinde yazılı, ender ve büyük mürşidlere has "müridinin günahını yemek" gibi fevkalâde bir halin sahibi olan,

i) Kitabın 35. sahifesinde; ölmek üzere olan bir müridinin, merhametinin büyüklügü dolayısıyla müridin annesine "Oğlun ölmeyecektir" diye verdigi sözü, lütfü ilâhî olarak Hz. Azrail'in vazifesini yapmaması ve müridin halen dahi yaşamakta olması suretiyle yerine getirilen bir mübarek zati muhterem,

j) Kitabın 238-239. sahifelerinde ekserisi genç olan müridlerinin yetişmeleri için onların üzerlerinde duyulmamış muazzam tasarruf ve ikazlarda bulunan, bilhassa yazılmasına da müsaade edilen muhterem halife Süleyman KAYA üzerinde harikulade, acaib, duyulmamış tasarruflar yapan,

k) Kitabın 119-120 sahifelerinde kendilerine cennette nasibi olan hurinin müsadei ilahî ile görünmesine ve görüşmesine nail olan,

1) Kitabın 222-223. sahifelerinde, Hz. Pir tarafindan,

Aleyhissalatü vesselam Efendimize dünyadan "'hediye" olarak götürüleceği bildirilen,

m) Kitabın 64. sahifesinde, tarikat, hakikat ve marifet ile kurbiyetin en ince, yüksek makam ve hallerinden emsali olmayan ve yazılamıyan bir şekilde olgunlukları ihtiva eden (toplayan) ve ancak izahı kendisi tarafindan mümkün olabilen (sohbetlerinde olduğu gibi) hüsnâ ve müstesna bir divanın sahibi olan böyle sultanlar sultanı olan bir zata,

n) Kitabın 64. sahifesinde yazıldığı üzere Hz. Pîr'in vermiş olduğu üç icazetnameden sonra ancak halife kaldırmak (müridini halife yapmak) salahiyyetininin verilmesi,

Bu vazife ve salahiyetin ne kadar büyük, kıymetli ve ehemiyetli olduğunu göstermeye 1 ve 2 numaralardaki misaller kafidir.

Yukarıda sırasıyla bildirdiğim emsalsiz büyüklük ve nimetlerle beraber böyle muazzam bir salahiyete sahib olan Sultanımızın, halen, çok kıymetli, yetişmiş, himmetli, vücudları İslamiyet ve Tarikata lazım, müridlerine örnek ve rahmet olan halifeleri mevcuttur. Bunlardan biri olup ve yine aşağıda arzedecegim misaller ve işaretlerle Sultanımıza naib olarak yetiştirilen ve bugün o makamı işgal ettiğini bildiğim ve bana manen de bildirilen,

Muhterem Süleyman KAYA'ya gelince;

3- Sultanımızın Süleyman Kaya'ya hilafet verilmeden 1958 tarihlerinde bana yazmış oldukları mektuplarında, Tarikat pirlerinin Süleyman Efendi'yi halife yapmak istediklerini bildirmişlerdi. Layık gördügüm ve kendilerinin de halife yapmak selahiyeti olmasına rağmen böyle bir ilave isteğin, bu zatta bir hususiyet olduğunu göstermişti. O zamanlar vazife ve meşguliyetim dolayısıyla bu durumu esasen kendisine layık gördüğümden ve ehemmiyetini de henüz idrak etmediğimden üzerinde durmamıştım. Emekli olduğum 1965 tarihinden sonra benim gibi kendileri de emekli olup vakitlerini irşada hasredince, aşağıda sırasıyla yazdığım kıymetli ve mümtaz hususiyetleri ile bir mahviyet içinde müridlerinin terbiye ve yetiştirilmeleri vazifesine başlamışlardır.

Kendisini bildirmeye lüzum görmeden sessizce irşadla meşgul, her hususta Seyyid Kadrî Hz.lerinin eşsiz, tam ve güzel meşreblerine sahip bir örnegin mesabesinde olan bu zatın; yukarıda arzettiğim gibi bana bildirilen hilafetleri hususlarının kendilerine ne şekilde duyurulduğunun izahı merakında olduğum gibi müridleri için de neşe ve istifadeli olacağını düşündüm.

Esasen Seyyid Kadrî Hz.lerinin, ilk tahsil çağından itibaren bir kısım hususi yaşayan hallerini de ihtiva eden malumatın Gönül Sultanları kitabı ile divanlarında bulunması, bunun mahrem ve gizli olmadığını bilakis cümle müridlere bir neşe kaynağı olduğunu göstermektedir.

Buna istinaden Muhterem Süleyman KAYA'nın da ilk çağlarından başlayarak tahsil ve Hazrete intisabdan evvelki hallerinin ve intisabdan (mürid olduktan) sonraki gelişmeleri ile duydukları nailiyetlerin bildirilmesini bu arada kendisinin lüzum göreceği hususlarda büyüklerin müsaadesi nisbetinde faydalı izahlarını, mürid-halife-mürşidlik hakkında görüşleri ile bizleri tenvir etmelerini rica ettim.

Bu ricamı kabul ederek hazirladığı yazılarını son kısma eklemiş bulunmaktayım. İstifade vesilesi olacağı kanaatimi arzederim.

Bütün arkadaş ve yakınlarından daha fazla haklarında bilgi sahibi olması dolayısıyla ilk zamanlarda hiç farkına varmadığım aşağıda A, B, C'de yazılı tarzda cereyan ve pek mühim manevî hakikâtleri ihtiva eden olayların incelikleri, bana içten duyurularak bir ilham ve ısrarla bu yazıları yazmaya icbar edildim. Az bir zaman içinde üzerimde olan etkisi neticesi Sultanımız Seyyid Kadrî Hz.lerine yaptığım ilk ziyaretimin ne yolda geçtigini de kısaca beyan suretiyle bu yazıyı yazmaya başladım.

4- Muhterem Süleyman KAYA ile 1942 senesinde şöyle tanıştık:

Demiryollarında başmüfettiş olarak Afyon'a yeni gelmiştim. İlk cuma namazını içerisinde "türbe" olan bir camide kıldım. Namazdan sonra burada yatan zatın kim olduğunu öğrenmek için cemaatin çıkmasını bekledim ve türbe önüne geldim. Henüz tanımadığım bir genç de orada bekliyordu. Müezzin gelince ondan yatan zatın ismini sordum. İstanbul'un fethinde bulunmuş aleyhissalatü vesselim Efendimizin metihlerine nail olmuş bir veli ve isminin de Abdurrahîm Mısri oldugunu ögrendim. Yaptığım duadan sonra pek büyük manevî bir haz ve aynı bilgi ve hazza sahip genç ile büyük bir huzur ve ruhaniyet içinde beraber camiden çıktık, dışarıda tanıştığımız bu genç Muhterem Süleyman KAYA idi.

 

A- Bir hadisi serifte: "Üç kişi bir yere gidip dua ettiklerinde onların ellerini boş çevirmemek Cenâb-ı Hakk'ın fazlü keremindendir." buyurulmaktadır. Biz de müezzin ile beraber üç kişi idik. Bu lütfa nail olduk elhamdülillah.

B- Cuma namazının edasından sonra vaki olan bu cami­den çıkış, Cuma Sûresinin 10. âyetinde bildirilen "Cuma namazını edadan sonra, ticaret, ziyaret ve sair muhtaç olduğunuz hususları temin için yeryüzüne dağılın ve Allah'ın fazlından rızkınızı taleb edin. Dünya ve ahirette felah bulmak için Allah Teâlâ'yı çok zikredin." müsaade ve emri ilâhîye tamamen uymakta idi.

C- Muhterem Süleyman KAYA ile olan iki saatlik görüşme sonunda kendisinin üzerinde bulunan ve taşkın haldeki rabıtası ve okuduğu kasideleri beni pek büyük bir huzura soktu. Kendisinin büyük bir zatın sultanın nedimi, şahlara mahsus gülün bülbülü ve maneviyat satıcısı (eşantiyoncu) olduğunu anladım. Çok tekke ve şeyhler görmeme ve dedemden de tarikat almış olmaklığıma rağmen malına hemen müşteri oldum.

İkimizce de kıymet ve inceligi o zaman hatırımıza gelmeyen ve fakat mukadder olan B'de yazılı hükmü ilâhî tahtında bu mübarek hayırlı manevî ticarete veriş ondan, alış benden olmak suretiyle başladık.

O günden bugüne kadar 47 senedir Muhterem Süleyman KAYA ile kardeşiz. Henüz 18 yaşlarında ve Afyon'daki görüştüğümüz diğer tarikat mensubu kişileri de rabıta ve ruhaniyeti ile meftun eden bu gencin de demir yollarında memur olduğunu o zaman ögrendim. Bu sebeple de kardeşliğimiz daha büyük samimiyet ve yakınlık içinde devam ederek bugüne geldik.

Bu ilk görüşmeden bir müddet sonra kendileri askere, ben de içimde hasıl olan ve dayanamadığım aşk ve muhabbetle Sultanımızı ziyaret kasdiyle bir sene sonra Cizre'ye gitmek üzere yola çıkarak Nusaybin'e geldim.

O zamanlar bugün olduğu gibi, Nusaybin'den geçen yol ve vasıta yoktu. Nusaybin müftüsü tarikatımızın halifelerinden olup onunla sohbet yaptım. Ve kendisinin iltiması üzerine hudud mıntıkalanndaki askerî birliklere erzak götüren askeri bir kamyona binmekliğime müsaade edilerek bir merkeze kadar geldim. Kamyonda tebdili havali olarak Beytüşşebab'a giden bir askerle beraber o mer­kezde bir gece kaldık. Bu, benim casus olup olmadığımın da araştırılması için yapılmıştı.

Ertesi sabah gitmemize müsaade edildi. Vasıta olmadığından askerle beraber yaya olarak Cizre istikametine hareket ettik. Epey bir müddet sonra bir köyde tesadüf ettiğimiz ve Cizre'ye dönmekte olan bir katırcının atını kiralayarak ve münavebe (sıra) ile ata binerek yola devam ve akşam ezanı saatinde Cizre'ye vasıl olarak Sultanımızın huzuru seadet ve sohbetlerine nail ve muradım hasıl oldu.

5- Muhterem Süleyman KAYA Cizreli olması dolayısıyla çocukluk yaşından itibaren Seyyid Kadrî Hz.lerinin kudsî nazarları, feyiz, bereket ve terbiyeleri altında sohbetlerinden istifadeye nail olmuş bahtiyarlardandır. Üzerlerindeki daimi rabıta nimetinden hasıl olan feyiz ve bereket aşikar olarak görülmekte bu yolda olanlarca da anlaşılmaktadır.

Lise ve ilave tahsili olması dolayısıyla devlet demiryolları hizmetlerinde memur-âmir olarak çalışmış, aynca serbest müteahhitlik işlerinde de başarılı olmuş, temas ettiği kimselerin gafleti ona tesir edememiş, bilakis rabıtası ve büyüklerin himmetleri sayesinde muhitini irşad edebilmiş ve sabırla işlerini en iyi şekilde ikmale muvaffak olmustur. Bilhassa cenub hattında yol yenilemesinde emsalinin fevkinde gayreti görülmüş, işe aldığı bir çok kimselerin aile geçim durumlarına ve kendilerinin de manevî terbiyelerine yardımları olmuştur.

Ayrıca:

a) Ihsan   Yolu   kitabının   aslının   kimde   olduğunu öğrenerek o zattan almaya ve tercüme ederek basılmasına muvaffak olmuştur. Bütün masrafi kendi tarafindan temin edilmiştir.

b)  Gönül Sultanları kitabını kendi gayret ve fedakârliğı ile tertib ve tanzim etmiş, İstanbul'da bastırmaya muvaffak olmuştur. Masrafını da kendisi ve müridleri karşılamıştır.

c) Seyyid Kadrî Hz.lerinin, oğlu Seyyid Nesim Hz.leri tarafindan toplanarak yazdırılan divanlarını kendileri dahil bir heyet tarafindan tedkik, tashih ve eksiklerinin tamamlanmasını temin ederek "Divan-ı İrfan" namıyla, yine kendi ve müridlerinin yardımlarıyla masrafı karşılanmak üzere basılmasını başarmıştır.

d) Halen de Mısırlı bir alimin, halifesi olduğu Hz. Pîr hakkında yazdığı arapça bir eserin uzun süren uğraşmalardan sonra tercümesini temin ederek bastırılacakbir hale getirmeye muvaffak olmuş yakında da bastırılacaktır.

e) Iraklı büyük bir âlim halifenin de Hz. Şah-ı Pîr hakkında "Sirâcü't-Tâlibîn" namındaki eserinin de tercümesi gayretine girmişlerdir. Bir miktarı tercüme edilen bu eserde duyulmamış muazzam harika kerametler mevcuttur.

f)   Sultanımızın türbesini iki defa tamir ve ıslahına muvaffak olmuş, kısmen kendi ve kısmen de müridlerinin yardımı ile yapılan bu işlerden ayrı olarak da, birçok muhtaç ve yoksullara da yardımlara vesile olmuştur.

Şeyh Cezerî Hz.lerinin türbesinin bu hâle gelmesine, Ankara'da alakalılarla görüşerek büyük hizmet ve bilgi vermeleri sebep olmuştur.

g) İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, İskenderun, Gaziantep ve Elazığ (Elaziz)'da müridleri olup onların müşkillerini hal ve ilerlemelerini temin için seyahatlere çıkmakta ve yorgunluklara katlanabilmektedirler.

Ankara'daki müridlerin de zamanlı zamansız ziyaretlerini yorgunluk duymadan güleryüzle hoş karşılamakta ve sohbetleriyle şereflendirmektedirler. Bu suretle de terakkilerine çok ehemmiyet vermektedirler. Müridleri üzerinde bir külfetleri yoktur.

h) Hizmet aşkı, sadakatı, mahviyet ve teslimiyeti sayesinde Seyyid Kadrî Hz.lerinin tam meşrebinde ve halavetinde yetişen bu zat, aynı zamanda gerek Sultanımızın ve gerekse meşhur Ahmed Cezerî Hz.lerinin divanlarının hemen bütün kısımlarının inceliklerine tamamen vakıf ve o manevî halleri yaşar durumda sohbetler yapmakta, kuvvetli hafızaları sayesinde Hazretten dinlediklerini de beyan ederek huzurlarında bulunanları hayran bırakmaktadırlar. Bu hal, her halife ve veliye nasib değildir. Bu yüzden de Ankara'da olgun zatlarla yapılan meclis ve toplantılarında her seviyede herkese hitab edecek kabiliyeti olması hase­biyle sohbetleri anlatılmakta ve seyahateçıktıklarında aranmaktadırlar.

i) Tasavvuf büyüklerinden Gavs-ı A'zam, Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Rabbani, Mevlana, Hâfız, Muhyiddin Arabî, Şazelî... hemen birçoklarının eserlerini okuyarak, hafızasında tutmuş oldukları menkibe ve manzumelerini de, sırası geldikçe sohbetlerinde, divanımızdaki benzerleriyle de birlikte okuyarak ve izahta bulunarak meclisin zevkini bir kat daha artırmak kudretine sahiptirler.

j) Gönül Sultanlan kitabının 238-239. sahifelerinde beyan edilen Seyyid Kadrî Hz.lerinin müridleri üzerindeki tasarruflarının çeşitlerinin, Muhterem Süleyman KAYA üzerinde yapılması ve açıklanmasına müsaade edilmesi bu zatın halife olarak yetiştirilmekte olduğuna açık ve büyük bir delildir.
   k) Bunun haricinde birçok zamanlarda gerek yüzyüze ve gerekse gaibane manevî olarak Hz. Şah-ı Pîr ve Sultanımızla olan sohbetlerini, Aleyhissalâtü vesselam Efendimizle şereflendirildikleri halleri, icab ettikçe ve sohbet­lerinde müsaade edilen derecede neşe duymaklığım için bana bildirdiklerinden dolayı da, hemen bütün tanıdıklarından daha fazla haklarında bilgiye sahibim.
   1) "el-Muhkem fi Sirri'l-Hikem" kitabının bir yerinde "...Hakaiki ilâhiyye ve mevahibi esrarı rabbaniyyeden min tarafillah" tabir ve ifadeye mezun bir ârifibillah her ne zaman beyanda bulunsa sözleri dinleyenlerin kulaklarını zinetlendirir. Doğan nur gibi nazarlarını aydınlatır. Bu mezuniyetin alameti de âfâtı lisaniyyeden selametle kolay ifade, güzel tabir ve konuşmakta külfet olmaması ve sünûhâtın devamıdır." diyor. Muhterem Süleyman KAYA'nın, ahvali adiyede lisanında tutukluk olduğu halde sohbetlerinde yukarıda yazılı fevkalâdeliklerin hepsi müşahede edilmektedir.

m) Seyyidimiz Sultan Kadrî Hz.lerinin muhterem Sü­leyman KAYA hakkında yazdıkları ve bana gönderdikleri üç adet manzum methiyelerini sıra ile yazıyorum:

1 - 1944 senesindeki bir rubaide:

Süleyman bî pahadır dürrü pür tâm

Hakikat nevcivandır bedri Hisâm

Hazin'in hizmetinde çok müheyyadır bu dili kâm

Hazîn'indir Hazîn'indir Hazîn'indir güzel cam.

 

2-  1947 senesinde yazdıkları uzun manzumeden kısa bir kısmını yazıyorum:

Ey Süleyman Çelebî vey Çelebî Rûh Çelebî

Der dili men tû hebi hâdimi evlâdi nebi ya Çelebî

Behisâb ehli mebi ya Çelebî Rûh Çelebî

Veki Selmân-i mebi ya Çelebî Rûh Çelebî

Sa'y u cehdâ vebi ya Çelebî Rûh Çelebî

Şeb u rûz zikri mebi ya Çelebî Rûh Çelebî

Tû ji Kadri râhebi ya Çelebî Rûh Çelebî

Lî rûye âyine bi ya Çelebî Rûh Çelebî

 

3-  1948 senesinde yazılan bir manzumda:

Süleymanım çe Süleyman ehli âlimdir yakîn

Nuri evlâdi Muhammed âşikardır der cebîn

Nuri Kadridir yüzünde ey civanı sâfi dil

Farkı yokdur hâ Aliyyü ve hâ Hazin

Ey Süleymanı Hazin vey civanı pâki dîn

Vey refik u her du dînu vey habibi kadriddîn

 

Sultanımız bu methiyelerin hepsinde Muhterem Süleyman KAYA'nın "Selmanı Pâk gibi benim ehli âlimdir"beyanıyla kendi tarikatine naib bir halife olacağını işaret, aynı zamanda seyyidliğini de izhar etmişlerdir.


Naiblik babadan evlada intikal eder diye bir kaide yoktur, bu ancak bir kerem ve lütfü ilâhîdir. Başlangıçta Hz. Selmanı Pâk buna misal olduğu gibi, birçok tarikat pirlerimizde de örnekler vardır. Ortalarda Şah-ı Nakşibend Hz.leri de Emir Külal Hz.lerinin naibi halifesi olmuşlardır. Emir Külal Hz.lerinin evladları Bursa'daki Seyyid Muhammed Buhari (Emir Sultan) Hz.leri ise padişahın damatları ve ayrıca da büyük bir manevî saltana­ta sahip sultan olarak kalmışlardır. Naiblik istekle olan bir makam değildir.

Bu sebeple Muhterem Süleyman KAYA'nm naibliğini yerinde ve haklı görmek gereklidir.