<< İhsan yolu FİHRİST

RÜYADA HAZRETİ FAHR-İ KÂİNÂT EFENDİMİZİN SURETİNE ŞEYTANIN GİRMESİ MÜMKÜN MÜDÜR?

Hayır, mümkün değildir. Sahih hadis-şerîfte: "Rüyada beni gören, beni görmüş gibidir. Çünkü şeytân temsilen suretime giremez" buyurulmuştur.

Kutbu'r Rabbânî Şeyh Abdulvehhâb Şa'rânî, el-Yevakıt ve'l Cevâhir adlı kitabında şeytânın, Hz. Resûl suretine giremeyeceğinin sebebini şöyle izah etmiştir.

Yukarıdaki hadis-i şerîfi te'yid etmekle beraber, rivayete göre, Hz. Resûl'ün doğuşunda şeytân ve askerleri MEKKE'ye girdiler. Mekke'de semâya yükselmiş bir nur gördüler. O nura yaklaşan bütün şeytânlar yandı. O günden beri bütün şeytânlar Hz. Resûl'ün suretinden korkarlar. Hatta, "Benim şeytânım müslüman oldu" hadis-i şerîfi bundan gelmektedir.

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Sorulsa ki: Sâlikin murakabesinde şeytân. Hz. Resûl'ün suretinde görülebilir mi? Hayır. Çünkü rüyada olmayan bu keyfiyet murakabede de hiç mümkün değildir. Şeytân bundan men edilmiştir.

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Dâim huzurda olan şeyh-i Kâmil (Şeyh-i Yâdidâşt) suretinde şeytân sâlike kendisini gösterebilir mi? Cevap: Kat'iyyen olamaz. Abdulvehhâb Şa'rânî'nin el-Yevakıt ve'l Cevahir adlı kitabından: "Çok âlimler ittifâk ettiler ki: Nebiler için mucize olan veliler için de keramet olması caizdir. (İlla Kur'ân-ı Kerîm mucizesi velîlere verilmemiştir.)

Şeyh Ebû İshak Esferânî ile mu'tezile buna muhâfelet etmişlerdir. Onlara göre nebiler için husule gelen mu'cizeler gibi, velîlere kerametin izhâr olması, her şeyde değildir. Kerametin mevcudiyeti; duaların kabul olması, çölde susuz kalmış birisine su verilmesi gibi harikulâde şeylerdedir.

Şeyh Muhyiddin A'râbî Futûhâti Mekkiye'nin 187. babında: "Ebû İshâk'ın dediği bizce doğrudur. Ancak üstâd bir şart söylememiştir. O şartı da biz söyleyelim: Nebîlerdeki mucizeler gibi velilerde kerametin olabilmesi için, velî bu kerameti nefsine mal etmemesi, O Nebîye ithaf etmesi lâzımdır. Yine, o nebînin de "Hayatımda yahut şu zamana kadar bu mucizeme karşılık kimseye keramet verilmesin" diye bir hudut ta'yîn etmemiş olması şarttır. Bu şartlar olduğu takdirde nebinin mucizesinin aynısı velî için de keramet olabileceği cihetle Ebû İshâk'ın dediğine iltifata gerek yoktur."

Şa'rânî bu kitabında der ki: "Nebiler için mucize ve velîler için kerametin vuku bulması, Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şerîf ile sabittir. Ancak Kur'ân-ı Kerîm'in velilere verilmesi bahis konusu değildir. Çünkü o zaman velî ile nebî arasında fark kalmaz.

İbni Hacer Allâme Şehâb Fetavây-ı Hadisiyye kitabında: "Bazı kerâmetin mucize cinsinden ve mucize kadar büyük olduğu; imamların üzerinde durduğu bir konu olup, mucize ile kerâmeti birbirinden ayırmakta demişler ki: Mucize Nebînin, kerâmet velînin iddiasına göre husule gelir. Yani nebînin peygamberliğinin iddiasının isbâtında mucize hasıl olur. Hz. Cenâb-ı Muhammed Mustafa (AS) ve diğer peygamberlerde olduğu gibi.

Kerâmetle de velâyetin dâvası için husule geldiği gibi, ekseriyetle dâvâsız ve iddiasız da husule gelir."

Büyük imâmlardan Furek oğlu Ebû Bekir, İrşâd adındaki kitapta der ki:
"Mucizeler doğruluğun delilidir, (isbâtıdır) O, mucize sahibinin dâvasını doğrular. Kişi yaptığı mucize ile velilik dâvasında bulunuyorsa ona KERÂMET denir. (Her ne kadar mucize cinsinden ise de)". Yine kitabının sonunda "Her harikulade şeylerin velîler için de husule geldiği, hakikat ehlince kabul edilmiştir" demektedir.

NETİCE:
Şeyhlerden ve âlimlerden bu konuyu açıkladıktan sonra, şeytânın Hz. Resûl yahut râbıta şeyhi olan Şeyh-i Yâdidâşt suretine giremeyeceği anlaşılır. Tamamen Hz. Resûl'e tâbi bu ârif-i billâh velilerin, Allahu Teâlâ'nın büyük fadlına mazhar oldukları ve şeytânın onların suretine giremeyeceği kerâmetinin de verildiği bedîhîdir. Hattâ Allahu Teâlâ (CC) onlara bundan daha büyük keramet ve fadıl vermiştir.

Ahmet Heytemî Fetavây-ı Hadisiyye kitabında: Esyed bin Hudayr, Kur'ân-ı Kerîm okurken melâikenin Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemek üzere indiklerini nakletmektedir."

Ebû Derdâ ile Selmâni Fârisî (RA) yemek yedikleri tabağın ve yemeğin tesbih ettiklerini işittiler.

Yine demiş ki: Velînin ölüyü de diriltmesi caizdir. Fakat Ebu'l-Kasım Kuşeyrî, velînin ölüyü diriltmesini caiz görmemiştir. Bu ihtilâfa karşı Zerkeşi ve çok ulemâ Ebu'l-Kâsım'a muhâfelet ederek, onu hafif görmüşlerdir. Hatta oğlu Ebû Nâdir yazdığı Mürşîd ismindeki kitabında babasına muhalefet ederek, "Veliler için bütün harikuladelerin husule gelmesi caizdir" demiştir.

Fetavây-ı Hadisiyyede "Hülâsa Velilerin kerâmetleri, nebilerin mucizelerinin kısımlarındandır" diye yazılmaktadır.

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Velî için her ne kerâmet varsa, hakikatte o, Hz. Resûl'ün mucizelerindendir. Şeytan asla bu ârif-i billâhların suretine giremez.