<< İhsan yolu FİHRİST

UYANIK İKEN HAZRETİ RESÛL GÖRÜLEBİLİR Mİ?


Sorulsa: Rüyada görüldüğü gibi. uyanık iken de Hz. Resûl'ü görerek sözle konuşmak mümkün müdür?
Evet, mümkündür, deriz.

Şeyh Şa'rânî, El-Yevakıt ve'l Cevahir adlı kitabında: "Bu zamanda Hz. Resûlü zahir olarak gördüm, diyen tasdik edilir mi? Evet tasdik olunur" demektedir.

Sâlik şeyhlerden Şeyh Atiyetül Ebnâsî ve Şeyh Kâsımil Mağribî (İmâm Şafii yanında medfûn) Kâdî Zekeriyyâ Şafii'den işittiler ki: Şeyh Celâlüddin Süyûtî(Kds) dedi ki: "Uyanık iken de yetmiş defadan fazla Hz. Resûl'ü gördüm. Bir keresinde:
- "Yâ Rasûlalah! Cennetlik miyim?
- Evet, buyurdular.
- Azap görmeden mi?
- Evet senin için de öyle (Yani azap görmeden)"

Yine Şeyh Atiye dediler ki: "Uyanık iken de Hz. Resûl ile konuşabilirim. Lâkin bu arada perdelenme olursa, dayanamayıp öleceğimden korkarım."

Yine Şeyh Atiye der ki: "Uyanık iken Hz. Resûl'ü görmek ekseriyetle kalb iledir. Sonra terakkî ederek göz ile de görmek mümkün olur. Ancak onun görünüşü başka görüşlere benzemez. Hayallerimiz onun görüşü üzerinde vicdani bir emir ile toplanır. Hakikatini da ancak onunla görüşen anlar."

Şeyh Celâlüddini Siyûtî, Tenvîrü'l-Halek adındaki kitabında: "Uyanık olarak Hz. Resûl, yahut melâike ile görüştüm diyen Eshâb, Evliya, Ulemâ ki dosdoğru kişilerdir. Nefislerinden hiç bir şey hatırlamadan vuku bulmuştur. Söyledikleri
doğrudur.

Şeyh Muhammed Mağribî (Kds) der ki: "Kişinin Uyanık iken de Hz. Resûl'ü görebilmesi için mevcûd makâmından 247.999 makâmları daha geçmesi lazımdır." Yine der ki: "Ben ashâb gibi Hz. Resûl'ü gördüm, dese doğru değildir. Uyanık kalbimle gördüm dese doğrudur. Çok temiz ve nur ile parlamış kalb ile, Hilâf-i Evlâdan da çıkarak, Allah'ın Mahbûbu olan kimseyi, Allah tarafından da sevilince, rüyada bile kalbinin fazla nurundan uyanık gibi görür. O zaman dahi Hz. Resûl'ün kudsî mübarek ruhunu cesed şeklinde görür. Yâni ona görünen cesed değil, ruhtur. Çünkü mübarek cesedi oraya nâkil olmamıştır. O müteşekkilen görünen kudsî-mûbarek ruhu berzah âlemindedir. Bununla beraber onun ruhaniyeti bütün âlemi kaplamıştır. Bir lütuf ve keramet olarak o kişiye müteşekkilen görünmüştür. Doğrusu ve açık olanı da budur.

İmâm Şa'rânîde: "Anlaşılıyor ki. Hz. Resûl'ü uyanık iken görenler, gözle değil, uyanık kalb ile görmüşlerdir" der.

Fetavây-ı Hadisiyye kitabı müellifi İbni Hâcer Mekkîden soruldu ki: "Hz. Resûl'ü uyanık iken de görmek mümkün müdür? Bazıları hayır demişlerse de hakikatte evet diyenler daha doğru söylemişlerdir. Çünkü evet diyenler çok büyük doğru sâlihlerdir." Hadis-i Buhârî'den de delil getirerek:

Hz. Resûl (AS) buyurdu ki:
"Beni rüyada gören baş gözü ile de açık görecektir." Bu hadis-i şerifte, maksad uyanık göz (baş gözü) dür. Uyanık kalb gözü demek değildir. Hadis-i şerîfte (Feseyerânifilya Kazeti) "uyanık" kelimesi kullanılmıştır. Onun için bu görüşün, kıyamete mahsus olamayacağı anlaşılır. Kıyamette ise onu rüyada gören ve görmeyen bütün ümmeti göreceğinden, bu görüş saadetinin dünyada iken de vuku bulacağının delilidir.

İbni Ebî Cemre: "Bu hadis-i şerif umûmî olup, sünnete tâbi olan ve olmayan dahi Hz. Resûl'ü rüyasında gören, onu bir daha açıkça görecektir. Bazıları hatta kendilerine hususiyet arzederek sünnete tâbi olmayı şart koşmuşlarsa da hakikatte hadis-i şerîfin manasından uzaklaşmışlardır. Bunu inkar edenler, sâdıkların yani doğruların sözünü kabul etmemekle hatâya düşerler. Ve Allahu Teâlâ'nın da kudretini bilmiyorlar. Sabit delil ile belirli evliyanın kerametini de inkâr etmiş olurlar."

ÖZET OLARAK:
Hadis-i şerifin genel hükmü: "Beni rüyada gören beni aşikâr olarak ta görecektir. "Bu va'di şerîf hak olup, değişmez. Bazıları da açık görmeyi son nefeste kabul ederek" O da mü'minin sünnete kabiliyet derecesine göre az yahut çok olacaktır" demişlerdir. Çünkü sünnete muhalefet görüşe çok etki yapmaktadır.

SAHİH-İ MÜSLİM'DE:
İmrân İbnü Husayn'dan (RA) rivayet edildi ki: "Basur hastalığımda melâike bana selâmı verirdi. Sünnete aykırı olan dağlamayı yaptığımda melâike selâmı kesti. Dağlamayı terk ettiğimde yine melaikenin selamına mazhar oldum. Ve hastalığımın şiddetine razı olup, Allah'a teslim, tevekkül ve sabır da sebat ettim.

İmrân ibnü Husayn ile melaikenin musâfaha bile ettikleri, fakat dağlanınca musâhafanın kesildiği, Beyhakî'den rivayet edilmiştir.

Hüccetü'l-İslâm İmâm Gazâlî, El-Munkızu Mineddalâl kitabında; halkın hayırlısı olan sofileri övdükten sonra, sûfilerin uyanık iken de melâike ve enbiyâ ruhlarını müşahede ederek çok faydalar ahzettiklerini, sonra müşahede suretinden de yükselerek, eriştikleri dereceleri ifâde etmeye imkân olmadığını söyler.

Ebû Bekir ibnül-Arabiyil Mâlikî der ki:
"Melaikenin, enbiyânın ruhlarının görünmesi ve konuşmalarının duyulması, mü'minler için keramet ve kâfirler için de
azap olarak mümkündür."

İbnü'l-Haccı'l-Maliki, Medhâl adlı kitabında:
"Uyanıkken Hz. Resûl'ü görmek çok zor ve nâdirattandır. Bu görenler, ancak zamanın azizleridir. Belki de çok azalmıştır. Fakat çok az olmasına rağmen bu büyükleri inkâr etmiyoruz. Bazı zahirî ulemâ: "Fânî göz, bâkî'yi göremez. Yani, biz fena yurdu olan dünyada olup Hz. Resûl Darülbekâdadır" diye söylemişlerdir.

En doğrusu; Hz. Resûl'ü aşikâre görmeye mümkün değildir diyenler deliller göstererek kabul etmiyorlarsa da, yine bazı ulemâ, "mümin ölünce, ölmeyen Allah'ı görür" delili ile red etmişlerdir. "Çünkü öyle Allah velileri vardır ki, onlar her gün kim bilir kaç kez ölüyorlar."

Beyhakî'nin: Hz. Resûl'ün miraçta enbiyâdan bir cemâat gördüğünü nakletmekle, henüz dünyada olan Hz. Resûl'ün bekada bulunan enbiyâyı görmesi olayı. "Fânî göz bakiyi göremez" sözünü red etmiştir.

Hz. Resûl'ü vefatından sonra sağ ve âşikâr olarak gördük diyen zamanımızın bazı büyük evliyaları, kendilerinden evvel bunu söyleyenleri de doğrulamışlardır. Hz. İmâm Yâfî ve başkaları büyük Şeyh Abdullah Kureşî hakkında şu meseleyi nakil etmişlerdir.

"Bir zaman Mısır'da büyük bir kıtlık oldu. Halk belânın kalkması için duaya başladı. Şeyh Abdullah Kureşî'ye gizli ses gelerek Allahu Teâlâ'nın (CC) bunların duasını kabul etmeyeceğini bildirdi. Bunun üzerine Şeyh, Şam tarafına sefer ederek Hz. İbrahim Halîl Peygamberin kabrine gider. Şeyh Kureşî diyor: "Kabre yaklaştığımda Hz. İbrahim beni karşıladı. Dedim ki:

-"Yâ Nebîyyallâh! Mısır Halkına dua etmeniz için size misafîr geldim." O da dua etti ve Allahu Teâlâ o belayı kaldırdı." (19) İmâm Yafiî der ki: "Şeyh Abdullah'ın, "Hz. İbrahim beni karşıladı" demesi doğrudur. Çünkü yer ve gökteki melâikenin de ef'âl ve hareketi böyledir. Ancak bunu inkâr edenler, bilmeyenlerdir." Mi'râcta Hz. Resûl'ün bir enbiyâ cemaatini görüp, sözlerini işitmesi olayını delîl getirerek: Enbiyâ için mucize olarak caiz olan şeyler, veliler için de keramet olarak caizdir" der.

Tabakâtü'l-Evliyâ'da İbnü'l-Mülakkın demiştir ki:

Şeyh Abdülkâdir Geylânî (Kds) buyurdu ki: "Öğleden evvel Hz. Resûl'ü gördüm.
-"Oğlum niçin vaaz vermiyorsun?" buyurdu.
-"Baba ben acemîyim. Bağdad fasihlerinin karşısında nasıl konuşayım?
-"Ağzını aç" diyerek yedi defa ağzıma üfledi, "İnsanların Allah yolunda gitmeleri için hikmet ve güzel vaaz ile söyle"
buyurdu.
Öğle namazından sonra oturdum. Etrafıma çok halk toplandı. Karşımda İmâm Ali'nin ayakta durmakta olduğunu gördüm.
-"Oğlum niçin konuşmuyorsun?".
-"Heyecandan tutuldum."
-"Ağzını aç"" diyerek ağzıma altı sefer üfledi. Ben:
-"Niçin yediyi tamamlamadınız?" deyince,
-"Hz. Resûl'e edeben az olsun diye" buyurarak kayboldu ve ben vaaza başladım.

Başka kitaplarda da Hz. Gavs'ın rüyada ve aşikâr olarak Hz. Resûl'ü gördüğü yazılmıştır.

Tacuddîn Atâullah Arif ve Kâmil Şeyh Ebû'l Abbâs el-Mürsi'den rivayet ediyor: "Ben elimin içi ile Hz. Resûl (AS) ile musâfaha ettim."

İbnü'l-Fâris, Seyyîd Ali-Vefâ'dan rivayet etti ki: "Henüz beş yaşımda, Şeyh Yakub adlı birinin yanında Kur'ân-ı Kerîm dersi okuyordum. Bir gün derse geldiğimde, daha evvel rüyamda beyaz bir pamuklu gömlekle gördüğüm Hz. Resûl'û aşikâr olarak gördüm; ve bana "Oku" dedi. Vedduhâ ve Elem Neşrahleke surelerini okudum. Kayboldular. 21 yaşına vardığımda Karafe'de bir sabah namazına durduğum sırada Hz. Resûl karşımda göründü. Elini boynuma atarak "Ve Emmâ Bi Nimeti Rabbike Fehaddis" âyetini okudu. Ben bu güne kadar o şîve üzere okuyorum."

NETİCE:
Hz. Resûl'û uyanık iken de gören evliyanın hikâyeleri çoktur. Bunu mahrûm ve inatçılardan başka kimse inkâr etmez.

Kadı Ebu Bekir İbni ARÂBÎ'den rivayet edildi ki:
Hz. Resûl (AS) evvelâ kalb ile görünür. Sonra göz ile de görünmesi olabilir. Lâkin bu görünüş aslı gibi değildir. Âlemde bir taife onu görecektir. Bu görüş, perde kalkarak, onu mezarında sağ-sâlim olarak görmektir, bu mümkündür. Umumiyetle diğer görüşler onu temsilen kudsî ruhu olup, mübarek cismi değildir. Bunun üzerine Gazâli'nin dediği gibi cismini yahut mübarek ruhunu görmek gaye değildir, belki misâlini görmektir. O misâl de zâtını görmeye vâsıtadır. O vâsıta hakikat yahut hayaldir. Çünkü Hz. Resûl'ün nefsi de hayâlden başkadır. Onun için görünen onun şahsı ve ruhu değildir, bir timsâldir. Allahu Teâlâ'yı rüyada görmeye benzer, Allahu Teâlâ'nın zâtı, şekil ve suretten münezzehtir. Lâkin kulun onu tanıması için misal ile, nur ile yahut gayri şey ile görünmesidir. Bu misal de Hak tarafından olduğundan HAK'tır. Gören de "rüyamda gördüm" der. Fakat "Allahu Teâlâ'nın (CC) zâtını gördüm" diyemez. Çünkü o bizim görüşümüz gibi değildir.

Yine İbni Arâbî: "Hz. Rasûl'û ruhen de ceseden de görmek mümkündür'der. "Çünkü, bütün peygaberlerin ruhları yine onlara iade edilmiştir. Sağdırlar. Kabirlerinden çıkıp melekutte, ulvî ve süflide tasarruf ederler. Onlar güneş gibi olup her yere girebilirler. Aynı vakitte çok yerlerde gröünmelerine mâni yoktur."

Et-Tâc İbnü Atâullah der ki: "Gönül bütün kâinatı kapladığı zaman, Hz. Resûl'û görmeye ne engel kalır ki? Ancak görenin de sahâbî olması icâb etmez. Çünkü sahâbî olmanın şartı. Mülk aleminde zâhir olarak yapılan sohbettir. Bu görüş ise melekût aleminde olur Eshâb olmak fayda vermez. Eğer bu görüş melekût âleminde olmasaydı onu her gören sahâbî olurdu. Esasen âlem-i melekûtta Hz. Resûl'e bütün ümmeti gösterilmiş ve bütün ümmeti de onu görmüştür." (Fetavây-ı Hadisiyye kitabından)

Hemziyye şerhinde Şihabuddin İbnu Hacer:

"Keşke onu uyanıklığımda görebilseydim" demekte mümkün olduğunu beyân etmiştir. Bu da İbni Ebi Cemre, Bârizî, Yâfîî gibilerini doğrulayarak rüyada gördükten sonra uyanıkken de görmenin mümkün olduğunu söylemiştir. Gaybten sorular sorulmuş, cevap alınmış ve öyle de çıkmıştır. İbni Ebi Cemre bunu, velînin kerametlerinden saymıştır. Onun için bu görüşü inkâr edenler kerameti de inkâr etmek helakine düşmüşlerdir.

Munkız'de İmâm Gazâlî der ki: "Kalb sahipleri uyanıklığında melekleri, nebilerin ruhlarını görür onlardan sesler de işiterek fayda sağlarlar" der.

Bedruddîn Hasen el-Ehdel der ki: "Bu görüş, evliyâ için çok çeşit ve ihtilaflı olmuştur. Çokça söylenen bu sözlerin hakikati şudur ki: Uyanıkken de görmek mümkündür. Fakat sahâbî olunmaz. Sahâbî olmak saadeti Hz. Resûl'ün vefâtiyle son bulmuştur. Nitekim Hz. Resûl'ün gömülmeden evvel mübarek cismini öpenler bile sahâbî olamamışlardır. Çünkü sohbet etmemişlerdir."

Fethü'l Bârî'nin ifâdesine göre bu tâbir, müşkülü hâlletmemiştir.
Büyük Şeyh Ebu'l-Hasan Şâzilî (Kds) dedi ki: "Eğer bir lahza (Göz açıp kapayınca kadar) Hz. Resûl gözümün önünden kaybolsa kendimi müslümanlardan saymam."

İbnu Hâcer der ki: "Pederim ve Şeyhim Ebu'l-Hamâil oğlu Muhammed Şems, Hz. Resûl (AS)'ı çok kere aşikâr olarak görürdü. Bazen kendisinden sorulan sorular için "Durun, Hz. Resûl'den sorayım" diyerek murakabeye varır, sonra başını kaldırarak: "Hz. Resûl böyle söyledi" diye cevap verir. Ve söylediği de aynen çıkardı.

Artık bu görüşün inkârından sakınınız; inkârı öldürücü zehirdir!

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Allahu Teâlâ'nın (CC) bana olan nimetinden konuşayım: Hz. Resûl'ü uyanık iken de çok gördüm. Her ne zaman kalbimi ona teveccüh ettimse, o saadetle müşerref oldum. Umumiyetle din ve dünya işlerimi ona arzetmeden yapmazdım, yap dediklerini yapar, yapma dediklerini yapmazdım. Kendime geldiğimde de yine kalbim onunla sohbet ve arkadaşlık ederdi. Uykuya varıncaya kadar en ufak işlerimi bile ona arzetmeden ve cevabını almadan hareket etmezdim. Hatta oturmak istesem, yatağım hakkında bile izin alırdım. Bir şeyin helâl yahut haram olduğunu sorarak ona göre yerdim. Hac fârizesinî edadan sonra Medine-i Münevvere'ye gelip Ravzâ-i Şerîf'te Vechi Münevveri ile müşerref oldum. Çocuklarımın küçük yaşta öldüklerini, halen de eşimin hamile olduğunu arzettim: Doğacak kız ise Ümmügülsüm, erkekse Muhammed Osman isminin konulmasını buyurdular. Kız doğunca Ümmügülsüm koydum. (Şeyh hazretlerinin sonra Muhammed Osman diye bir oğlu da oldu.) Bu görüş mümkünse de bu çok haslara mahsus olup, aşikâr gördüm diyenlerin çoğu da kalb gözü ile görmüşlerdir. Benim kalb gözüm, mübarek ruhunun görüşünden hiç ayrılmaz.

Bu görüş saadetimi de, Gavsü'l-Câmi, Kutbü'l-Ferd Şeyhimki, El-Mütehallıkı Bi Ahlâki'l-Mustafaviyye, Sâhibu'n-Nefsil Kudsîyye, Vel Ahlâkıl Merdiyye, Sultân'ül-Evliyâ, Halifetü Seyyîd'il-Enbiya, Şâh Muhammed Ali Hisâmüddin (Kds) Azîz'in, dâim Hz. Resûl'ün huzur ve şuhudunda oluşundan elde ettim. (20)

Bir gün müşahâde ettim ki: Melekûtta Hz. Resûl (AS) Şâhım Muhammed Ali Hisâmüddin (Kds)'e buyurdu ki: "Sen ve senden salavât isteyenler vitir namazından sonra bin kere "Sallallahu Alennebîyyi ve Âlihî" salavâtı şerîfesini okusunlar". Bir kaç gün sonra yine sohbetlerini müşahâde ettim. Hz. Şâh Hisâmüddin, mürîdlerin bu zamanda başka meşguliyetleri de olduğundan, bu salavât miktarının azaltılmasını ricâ etti. Hz. Resûl (AS) buyurdular ki: "100 kere okusunlar. 1000 kere okumuş gibi kabul ederim."

Bir gece sohbete Şeyhim Şâh Hisâmüddin halifelerinden biri bana sordu:
-"Senin akrabalarından Hz. İmâm Hüseyin neslinden kimse var mıdır?" Dedim ki:
-"Annem Seyyîddir. Pederimi de zâiren âmî bilirim. Bâtında ise Allah bilir." Halife dedi ki:
-"Seni rahmânî cezbede gördüm. Murakabede Hz. Resûl ile mulâkî oldum. "Bu meczûb kimdir" diye
Hz. Resûl'den sordum.
-"Bu meczûbda seyyîdlik damarı vardır" buyurdular. Senden bunun için sordum."

---------------------------------------------------------------------------

(19) Şeyhim Seyyîd Muhammed Kadrî Hazretlerinin Hızır Peygamber ile görüştüklerini anlatan iki sohbetinde bulundum. Bu sohbetler de çok eski olup, Hz. Şeyh'in seyrü sülûk zamanın başlangıcına tesadüf eder:

l- "Bir gün Kuşluk vakti mescid deki hücremde yalnız olarak Hz. Şâh Ali Hisâmüddin'in râbıtasıyla meşgul idim. O sırada mescidde kimseler yoktu. Siyah sakallı, orta boyda, ince yapılı, siyah cübbeli, derviş kıyafetli birisinin mescid kapısından girerek hücrenin dışında, arkasını mescid sütununa vererek yüzü bana doğru oturduğunu, sanki arada hiç bir duvar yokmuş gibi basiretimle tam gördüm. Hemen oturmasıyla bana nazar verdi. Ben de tamamen yüklü bulunduğum Hz. Şah M. Ali'nin nuru ile ona teveccüh ettim. Fakat teveccühümün nurunu nazarıyla bana iade etti. Ben Şahımdan tekrar daha büyük himmet isteyerek çok kuvvetle ona teveccüh ettimse de yine teveccühüm hiç ona tesir yapmayarak geri geldi. Hakikat hiç bir zaman Hz. Şâh Ali'nin nuru üzerine tesir edecek, ondan yüksek bir nur hiç bir evliyay-ı izâmda görmediğimden. Kutb-ı ferd olan Şâh'ımın dünyasını değiştireceğini, yeni Kutb-ı Ferdi tanıtmak için böyle bir devir teslim icâbı tasarrufun yapıldığı zannına kapılarak ağladım. Ruhen hazır bulunan Şâh'ım buyurdu ki:

-"Oğlum! Ağlama, zannettiğin gibi değildir. Sana nazar eden Allah'ın Nebisi Hz. Hızır'dır. Bereketinden sana vermek istiyor." Bu açıklama üzerine yine Hz. Şâh'ın ruhâniyetini vâsıta ederek çok büyük Kudsî feyzini aldım. Bu ilk görüşümdü.

2- "Bir gün Hz. Hızır ile sohbet ettiğimde sordum.
- Zamanın Kutbü'l-Ferdi kimdir?
- Sen bilirsin ki Şeyhin Şâh Muhammed Ali Hisâmûddin (Kds)'dir.
- Evet, ancak şunu da öğrenmek isterim ki, Allahu Teâlâ bu fadlı, aşkından mı? Zikrinden mi? Taatından mı? Neden ona vermiştir?
- Muhammed Alî her hususta çok nâdirdir, çok yüksektir. Amma en büyük hususiyeti sadâkattir. Allahu Teâlâ (CC) Hz. Ebû Bekir Sıddîk'ın (RA) kalbindeki cevherden onun kalbine de ihsan etmiştir. Bu sadâkatıyla Kutbu'l-Ferd rütbesi üzerinde, ayrıca dereceye sahiptir.' Elhâmdülillâhi Rabbi'l-Âlemin."

(20) Hz. Resûl'ün müşahadesi hakkında Şeyhim Seyyîd Muhammed Kadrî Hazretlerinin muhtelif sohbetlerinde açıkladıkları:

1- "Şeyhim Hz. Şâh Muhammed Ali Hisâmüddin (Kds) hiç bir an Hz. Resûl'ün (AS) kudsî ruhundan ayrılmazdı.
Beşerî konuşmamız gibi Hz. Resûl ile konuştuklarını, ben zahir kulaklarımla çok dinledim."

2- Bizzat şeyhim Seyyîd Muhammed Kadrî'den işittim: "Bazen 3 ay, 6 ay geçer ki, maneviyâtım ve maddî fikrim dahi Hz. Resûl'ün saadet meclisinden ayrılmaz, öyle ki Hz. Resûl devrinin devam ettiğini biliyorum. Manevî görüşüm hiç ayrılmamakla beraber, aylardan sonra bir an olur ki, devr-i saâdetin 1300 sene evvel değiştiği fikrime gelmekle beraber, yine o da kaybolur."

3- "Hac farizasından sonra Medine-i Münevvere'ye geldiğimde Ravza-i Mutahhara'da cismen apaşikâr görüşmek
saadetiyle müşerref oldum. Beşerî mübarek ağzı ile bana lütuf ettiler ki: "Sen ve Senin Mahsûbların Ashabımdır" buyurdular.

Hz. Şah-ı Pîr'in halifesi, beşeriyet üstü, çok büyük şeyh Seyyîd Abdülkerîrn (Bağdad'ta hayatta) bize anlattı:

"Bir gün Bâgekûn'da Hz. Şâh-ı Pîr'in türbesinde murakabede idim. Fahr-i Kâinat Hz. Resûl'ün (AS) cismen türbeye geldiğini gördüm. Hz. Şâh-ı Pir, onu acâlb bir hürmet ve usûl ile cismen karşıladı. Musâfaha ettiler. Şah-ı Pîr'in giydiği elbiseden muhabbet olsun diye aynısını Hz. Resûl de giymişti. Dikkatimi çekti."

4- "Bütün peygamberleri gördüm ve görüştüm. Hiç birisi Hz. Resûl ile kıyas edilmez. Meselâ bir gün 950 sene salâhât ve ibâdetle dolu ömrü olan Hz. Nuh Peygamber Aleyhisselâmın tam ruhâniyeti ile müşerref olmakta iken, mübarek ömrü 63 yıl olan Hz. Resûl'ün ruhâniyetinin hazır olmasıyla, o güneş karşısında Hz. Nuh'un ruhâniyeti bir mum gibi kaldı."

5- "Salik, Şeyhinin yahut gayrinin (ruhâniyeil) râbıtasında ise, râbıtada şeyhi görünse, bu arada Hz. Resûl (AS) görünse, sâlikin hemen Hz. Resûl'e dönmesi (teveccüh etmesi, kalbini ona yöneltmesi) lâzımdır. Dönmezse cezalandırılacak, merhamet edilmezse tarikatten bile tard edilecektir."

Hz. Resûl (AS) hakkında Şeyhim Seyyîdim Muhammed Kadrî'nin divânından bazı parçalar:

Ey ki Seyyîd Kadrî dâim bı yârerâ refik
Hâlu Hundıre te dil tab'a hakikat be hilaf
Ey dâima yâr ile beraber olan Seyyîd Kadrî
Hilafsız bir hakikat ki senin için, dışın, gönlün yâr ile (fotoğraf) gibi basılmıştır. (1)
Pervaneye jarım lite der agire şevke
Sermestu humarım ku liser levhaye meşke
Mecruhe naçarım be hudeki neke rışke

(1) Zahid Sözü kasidesinden.