<< İhsan yolu FİHRİST

KERÂMET İLE MUCİZE ARASINDAKİ FARK:

İkisi de harikulade şeyler olduğundan ulemâ ve şeyhler bunları zâhirî farklar ile ayırmışlardır.

İmâm Şa'rânî, el-Yevakıt ve'l- Cevahir adlı kitabında der ki:

"Kerâmet ile mucize arasında ne fark vardır diye sorulsa?
Derim ki: Aradaki fark gayet açıktır. O da, Nebî davasını mutlaka fevkalâde (mucize) ile isbât etmesi lâzımdır. Velî, zâten o nebînin şeriatının dâvâsındadır. Her iddiasında kerâmet göstermesi icâb etmez."

İmam Yâfîî der ki: "Lüzûm olmadıkça velînin kerametlerini saklaması lâzımdır. İcâb ettiğinde nebîsinden izin alması gerekir. Bazen de velînin galip (taşkın) hâlini saklayamamasından. yahut bazı mürîdlerinin takviyesi için izhâr eder. Şeyhin bu kerâmeti, sanki mürîd için gökten getirilerek mürîd önüne hazır konmuş bir dal gibidir."

İmamlar da: "Mucize ancak nebînin istediği zamanlarda hâsıl olur. Kerâmet ise ekseriyetle istenmeden de husule gelir. Bazen de velînin istediği zamanda da olması caizdir." Bu suretle mucizeyi istenildiği zamanda, kerâmet ise belirli ve belirsiz zamanda husule gelmesiyle ayırmışlardır.

Hakikat, velayetinin isbâtı için velînin gösterdiği harikulade şeyler Hz. Resûl'ün mucizesindendir. Esasen velî, nebîlik dâvasında bulunmadığından da bu kerâmettir. Eğer nebîlik iddia ederse yalancı olacağı cihetle hiç bir harikulade şeyler husule gelmeyecektir.

ŞEYH EBÛ TÂHİR der ki: "Bu fevkalâde şeyler her nerede vücûda gelirse gelsin doğruluğun isbâtı ve alâmetidir.
Velî, nebîlik dâvasını ederse, yalancı olacağından fevkalâde şeylerin husule gelmesi mümkün değildir."

ŞEHÂB AHMET HEYTEMİ: Fetâvâ kitabında: "Mucize ve kerâmetler cins ve büyüklüğe göredir. Mucize, nübüvvet dâvası içindir. Bazı Resûl'lerde bilhassa Cenâb-ı Hz. Muhammed Mustafâ'nın risaletini bildirmesinden evvel de husule gelmiş fevkalâde şeyler mucizedir. Kerâmet ise velînin velayetinden davasıyla ilgilidir.'

İMÂM EBÛBEKİR BİN FUREK der ki: "Sahibi nebîlik iddia ediyorsa mucize, doğruluğun delilidir. Velilik dâva ediyorsa kerâmet olur. Her ne kadar mucize cinsinden ise de."

İMÂMÜ'L-HAREMEYN, İrşâd adındaki kitapta özetle der ki: "Bazı hak ehlinin harikulade şeyler için; velî kerâmeti ihtiyar etmeyecek, nebî ise mucizeyi ihtiyar etmeyecektir demeleri de doğru değildir. Çünkü dâvanın isbâtı, mucize ile olduğu gibi kerâmet ile de olur. Onun için kerâmetin dahi istenildiği zamanda olması mümkündür. Bazıları denizin açılıp kapanması, ölüleri diriltmek gibi mucizelerin kerâmet olarak vuku bulmasını kabul etmemişlerse de bu doğru değildir. Kabul edilecek şey şudur ki: Harikuladelerin hepsi kerâmet olarak da husule gelir. Kerâmet ile mucize arasında fark yoktur. Ancak nebîlik dâvasında olanların husule getirdiklerine MUCİZE denir."

İMÂM EBU HÂMİD GAZALÎ der ki:
"Nübüvvet dâvasında bulunanların fevkalâde zuhuratlarına MUCİZE denir. Yoksa aralarında başka fark yoktur." El-iktisad fi'l-i'tikad adlı kitabında: "Bu harikuladelerin hepsi mümkündür. Kerâmetler de her zamanda husule gelir. Nebiler zamanında, nebînin iddiâsı ile olursa MUCİZE adını alır."

FAHRİRÂZÎ ve BEYDAVÎ: "Kerâmet ile mucize arasındaki fark, mucize illâ nübüvvet zamanında olur" demişlerdir.

Ebûl Kasım KUŞEYRİ daha ileri giderek der ki:
"Mucizenin, tam yahut ekseri şartları, kerâmetlerde de husule gelir. Yâni her mucize de kerâmetle husule gelir. Peygamberlik dâvası hariç."

İmâm Yâfîî der ki: "İttifak edildi ki, kerâmet ile mucize, nübüvvetin hududu ile ayrılmıştır. Hakikatte, cins ve büyüklüğü itibariyle ayrılmaz."

İmâm-ı Haremey'in de; açıkladığı gibi: "Nübüvvet dâvası hariç kerâmet ile mucize eşittir. Onun için, ölünün diriltilmesi dahi kerâmet olarak caizdir."


KUŞEYRİ. Risâlesinde: Büyük şeyhlerden Ebû Abdullah Tüsterî'nin bir yolculukta iken, bindiği kısrağın öldüğü, Hz. Şeyh'in "Yâ Rabbi! Kuvvetsizim, Tüster'e gidinceye kadar kısrağı bana iade et" diye dua etmesiyle, kısrak hemen
kalkmış ve şeyh ve Tüster'e gelince oğluna "Kısraktan eyeri çıkar" demiştir. Oğlu; "Baba, hayvan terlidir, zarar gelebilir" diye söylediyse de, "Oğlum, çıkar" demiştir. Eyer çıkarılınca kısrak düşüp ölmüştür.

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Rabbânî hatiften ve Hz. Rasûl'ün bana işaretleri ile hakikate vardım ki:

İmamların ittifak ettikleri gibi, kerâmette mucizeye varmıştır. Harikulade zaman ve dâva ile nebî tarafından husule getirilirse mucize, arifi billâh velî tarafından olursa kerâmet denir. Velayet dâvasında olsa da olmasa da. (22)

(22) Seyyîd Kadrî divanından:
Yek pîşi Nazar Kadri Heyûlâyı Meânî
Ger sureti icâzı biki lâyıka mâbû
Ey Kadri! Bir nazarın önünde en yüksek oluşlar hâsıl olmaktadır.
Eğer mucizelerin suretini (benzerini) yapsan, sana yakışır, (lâyıksın) (1)

(1) Şahlar Sarayı kasidesinden.