<< İhsan yolu FİHRİST

MÜRŞÎDİN MÜRÎD KALBİNE TEVECCÜHÜ

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Teveccühün mânâsı; yüz yüze gelmektir. Tarikat terimi olarak teveccüh ise; kâmil mürşîd kalbinin basiretini, mürîd'in kalbine karşı tutarak, mürîdin kalbine feyz ve nur akıtıp, mürîdini islah ve ferahlandırmasıdır.

Teveccüh bir kaç usûl ile yapılır. Bu usûllerden evvel aşağıda yazılı âdâblar yapılmalıdır. Bizim Osmânî meşrebde Cuma ve Salı akşamları teveccüh yapılmaktadır.

Âdabı:

l- Şeyh Mürîde teveccüh etmek istediğinde; yerinden kalkmadan evvel 3 kere istiğfar eder. Sonra "Lâ Havle Velâ Kuvvete illâbillâh" diyerek kuvvetinden çıkar. Rabbânî ve mukaddes ruhlardan medet umarak halkaya sağ tarafından başlar. Kalkıp mürîdin karşısında dizi üzerinde gözleri yumulu olarak oturur. (Zaten mürîd de aynı âdaba uygun olarak dizi üzerinde oturmuştur.) Şeyh 3, yahut 5 defa istiğfar edip., 3-5 kere de "Lâ Havle Velâ Kuvvete illâbillâh" der. Sonra kalbinin basîretiyle mürîdin kalbinin basîretine bakar. Ayna gibi olan şeyhin basîreti, sanki mürîd için de bir basirettir. Şeyh basîretini mürîdin basîretine tutarak, mürîdin basîretini ikiye parçalar, içine kâmil şeyhinin ruhâniyetini dâhil ettirerek teveccüh yapmakta olduğunu bilir. Yine o kâmil şeyhin ruhâniyetiyle latîf bir nefes mürîdin kalbine vererek hatıraları (düşünceleri) giderir. Bu nur nefesini Zikir yahut râbıta niyetiyle üfürmüşse, mürîdin kalbinde zikir yahut râbıta husule gelir. Eğer mürîdin urûca kabiliyetleri varsa, isterse urûc ettirir. Eğer Mürîd üzerinde ağır, fazla bir hâl varsa, nüzûl niyetiyle mürîddeki fazla hâli hafifletir.

Kalbe nur üfüren şeyh, bunu nefsinden değil, kâmil şeyhinin ruhâniyetinden, nefsinden bilecektir. Çünkü bu, henüz şeyhinin denizinden feyz isteyen şeyhin teveccühüdür. O henüz Şeyhinin feyz denizinden istifâde etmektedir. Onun feyzine muhtaç olduğu halde kendisi yalnız teveccüh ederse haramdır. Ancak şeyhinin teveccühü ile yapacağı teveccühte mürîde iyi bir fayda vardır.

2- Kâmil şeyhin teveccühüdür. Yukarıdaki âdâbı yaptıktan sonra, mürîdin kalbine nefesiyle, ruhu ile bizzat nur üfler (nefha verir) Bu usûlde ancak ve ancak kâmil şeyhe mahsustur.

3- Yine aynı âdâb yerine getirilir. Şeyh Ruhü'l-Kudüs ile teveccüh eder. Şeyh bir ayna gibidir. Bu teveccühü yapacak şeyh, büyük kudrete, Hz. Resûl'den feyz alacak dereceye sahiptir. Bu durum haslara mahsustur.

4- Şeyh yine o âdâbı yaptıktan sonra, murâkabe ederek "Zülcelâli vel İkrâm" denizinden feyz talep eder. Allahu Teâlâ'dan bizzat feyz alır. Bu "Şeyh-i Yâdidâşt" makâmının teveccühüdür. Bu makâmın sahibi dâima Allah ile huzurda olup, katiyyen zikirden ve huzurdan düşmez.

Teveccühün daha başka çeşitleri de vardır. Melâike-i Mukarrebînden Hz. Cibril, Mîkâîl, İsrâfil, Azrâîl Aleyhisselâm'dan, yahut dört halife Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali (RA) Hazretlerinden feyz talep ederek teveccühte bulunurlar.