<< İhsan yolu FİHRİST

ŞEYHİN ÇEŞİTLERİ VE MÜRÎDLERİNİ TERBİYE USÛLLERİ

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Ey Sâlik! Allâhu Teâlâ (CC) seni nuru ile tecellisiyle müzeyyen kılsın. Bu mübârek silsileyi nesir ve nazım olarak iki kere zikrettik.

Bil ki; Mürîdleri terbiye ve îrşâd edecek şeyh, bu silsile zincirinin bir halkasına bağlı bir elden mezûn olup, böylelikle elden ele sahih bir izin ile nisbeti Hz. Resûle ulaşmalıdır. Böyle olmazsa, yalnız irşâda kalkan kişinin zararı menfaatinden daha fazladır. İzinsiz olarak irşâd da'vâsında olanlar, yılan ve kurttan daha zarar vericidir. Çünkü kurt ve yılandan insan sakınsa bile bunlardan sakınamaz. Arkalarından gidenler de zehirli yılanın soktuğundan daha fena bir şekilde zehirlenirler ki; Allah'ın yolundan sapıtırlar. Onun için Şeyhin en büyük şartı: Sahih izin ile Hz. Resûle kadar ulaşmasıdır. Bu sahih izin olmazsa irşâd, tarikat ehlinin yanından haram ve büyük günâhtır.

Şeyh'liğin şartları sayılamayacak kadar çok ise de burada önemli iki esastan bahsedeceğiz:

1- El, elden Hz. Resûle kadar sahih icâzeli olması (7).
2-Geçmiş büyük sâdâtların yolunda ortak olan; cehd, seyri sülûk, zikir, hizmet, murâkabe ve râbıtaya devam ile; kâmil şeyhin huzûrunda bulunarak kalbinde fenâ (mezmûm) olan beşerî ahlâktan temizliğin husûle gelmesi ve Allah'ın râzı olduğu vasıf ve güzel ahlâk ile ahlâklanmış olması.

(7) Hakîki şeyhten tarikat icâzesini alan, ne büyük sâadete ermiştir? Bu sâadeti bulmak kolay bir iş değildir.

Bu iki özelliğe hâiz olan şeyh mürîdleri irşâd ve terbiye edebilir. Çünkü irşâdın büyük esası da bu iki vasıftadır. Onun için başka şartları saymakla uzatmayalım.

Şeyhim ve seyyîdim, Şeyh Muhammed Kadrî (Kds) sohbetlerinde l'nci icâzesinin merasimini kısaca şöyle anlattılar:

"Şâhım Hz. Şâh Muhammed Ali Hisâmüddîn (Kds) beni me'zûn edeceği gün, gece âlem-i manâda şöyle oldu. Gördüm ki, şâhımın da bulunduğu, tarikatın büyük pîrleri divân kurmuşlar. Halkanın ortasında murassa' bir taht vardır. Beni de gelin gibi süslemişler, çok acâib bir güzellikteyim. Başımda murassa' bir tâc olup, o süsleriyle halkadaki tahta oturttular."

(Buna işaret eden şeyh hazretlerinin bir kasîdesinden):

"Hemlandım şüphe bukân güme tu Zeynî râbe.
Râbûme çûme sohbet rûniştime li sertaht
İrû emîn peri baht hüsnâ me pe bahaye" (1)
"Gelin gibi süslediler, karşılığı ve değeri bulunmayan güzelliğimle sohbete gittim.
Ey zeynî! (İmâm Zeyne'l Âbidîn 'e kinâyeten lâkabı) Gel! diyerek, tahta oturdum.
Bugün peri bahtlı güzelliğime bahâ biçilmez benim."

(1) Yâre İlk Bakış kasidesinden.

"Halkadan evvelâ bütün pîrler birer birer bana nazar verdiler. Ben çok acâib şekilde sarhoş ve mesttim. Hz.Gavs-ı Geylânî Kudduse sırrehü'1-Âli; buyurdu. "Kadrî evvelce benimdir, merasimini yapmak isterim." Hz. Şâh-i Nakşibend (Kds) sırrehu'l-Azîz buyurdu: " Kadri benim husûsî evladımdır. Merâsimi bana düşer." Bu suretle her pirân-i izam merâsimimi yapmak üzere divânda bulunuyorlardı.

Kudsî bir ruh ile divândan semâya urûc ettik (uçtuk). Hayatta ve dünyasını değişmiş bütün evliyânın makamlarını gezerek, makâmların ana yollarından geçince, buradan da yüzlerce yo! ayrılmakta ve o yollarda; çok uzaklık ve derinliğe giderek, hep mesken ve makâmları teşkîl etmekte idi. Bilhassa hâk âşıklarının çoğu helâl şarâbı içmekte idiler."

Divandan bir mısra:
Mesken lımınbı dur bı dur ustad lımın izharikır."Üstadım bütün meskenleri birer birer bana göstererek tanıttı." (2)

(2) Biricik Dilber kasidesinden.

Yeryüzüne dönerek Serendîb'e (Hindistan'da) Hz. Âdem (AS) ceddimizin ziyâretine geldik. Yan yana bitişik üç kubbe altında idi. Bizzat ceddimiz Hz. Âdem'i ziyaret ederek lütûflarına mazhar oldum. Oradan Cidde'ye gelerek Havva Validemizi ziyaret ettim.

Oradan bir çok pîran-ı izâmın makâmlarına giderek Cenâb-ı Hakk'a (CC) vusul âdabını yaptıktan sonra Hz.Şâh-i Nakşibend'in (Kds) makamına gelerek vusûl âdabını ifâ edip 2 rekât namaz kıldım. Sonra Bağdâd'a Hz. Gavs-i Geylânî (Kds)'nin Cenâb-ı Hakk'a (CC) vusûl âdabını ifâ ettik. Kendimizi Lâhûtun en ulvî makamında bulduk. Urûcumu yaptıran bana dedi ki; "Senin merak ettiğin ve Hz. Gavs'ın övündüğü yüksek Makâm-ı Mihdâ'a burasıdır."

Daha evvel Hz. Gavs'ın bir beytinde;
Enel Haseniyyü ve'1-Mıhdâ' Makâmî, "Ben Haseniyem ve Mıhdâ'a makâmım"dır.

buyurduğunu okumuş bu makamın ne olduğunu merak etmiş, araştırmama rağmen de kitaplarda bulamamıştım.

Sonra Hz. Ali (KV) makâmına geldik. "Burada ezân okumayan Evliyâ-ı Kâmilîn'den olamaz" dediler. Ben de tam olarak ezan okudum.

Oradan da, Mekke-i Mükerreme'ye gelerek beyti şerîfi tavaf ettik. Oradan Medine-i Münevvere'de Ravza-i Mutahhara'ya geldiğimizde, kapı tarafından değil, kıble tarafından bize husûsî fetih açıldı. İçeri girdim. Ceddim Sultânül-Enbiyâ Hz. Muhammed Mustafâ (AS) hiç benzeri olmayan, kendisine mahsus saltanat ve saâdet tahtına oturmuşlardı. Arş-ı A'lânın da üstünden yere kadar inen bir direk sarı nur bütün kubbeyi tamamen kaplıyarak doldurmuştu. Karşılıklı iki duvara Ibnîl-Fârıd'ın Hz. Resûl'ü öven bir kıt'ası yeşil nur ile yazılmıştı. Kubbenin içi, yeşil nur ile (Lekadcâekûm Rasûlün Min Enfüsiküm) âyeti kerimesi yazılı idi. Şahım Hz. Şah Hisâmüddîn'in Hz. Resûl'ün (AS) sağ tarafında kement kuşanarak oturduğunu görünce; peşinde şimdiye kadar gezdiğim ruhâniyetin o olduğunu ve merâsimimi yine onun yaptığını anladım.

Hz. Resûl'ün (AS) karşısında tamamen kendimden geçmiş durumda durdum. Ulvî ve süflî, bütün âlemleri mevcûdâtın her zerresiyle müşahede ediyorum. Allah ile yemin ederim ki, kalbim ile Hz. Resûl arasında geçen cereyanın bir dakikasını 90 bin cilt kitab yazamaz. O müstesna lütûflarından sonra hiçbir âlim, terbiyeci, akıllının tayin edemeyeceği, bilmediği bir mahviyet usûlü ile Hz. Resûl'ü tavaf ettim. Mübârek eliyle Nakşî ve Kâdirî Tarikatlarına kinâyeten kırmızı kok'tan iki tesbih bana verdi.

Ben hesapsız mesttim. Cezbenin tesiriyle fırlayarak elimdeki teşbihlerle yedi sefer kubbenin etrafında havada dönmeye başladım. Her seferki dönüşte Hz. Resûl'ün karşısına gelince yine fetih açılarak aynı âlemleri müşâhade ediyordum."

(Hz. Şâh-i Pîr, bu icâzeden sonra Şeyhime iki icâze daha vermiştir. Son icâzesinde Türkiye'deki bütün halifelerin reisliğini ve Halife yetiştirmek iznini vermiştir.)