<< İhsan yolu FİHRİST

A) FERASET İLE: O da insanda manevi bir kuvvettir. Eşyanın hakikatini onunla idrak eder. Kuvveti de kalbdeki fazla nur iledir. Kalb nuru ne kadar fazla ise ferâset de o kadar tamam ve kâmildir. Hz. Resûl'ün de hadis-i şerîfte buyurduğu gibi: "Mü'minin ferasetinden sakınınız. Zirâ o Allah'ın nuru ile nazar eder." Bir gün camide vaaz veren Hz. Cüneydi Bağdadî (Kds)'nin karşısına müslüman kıyâfet ve görünüşüyle dikilen bir hıristiyan, "Allah'ın nuru ile nazar eden mü'minin ferâsetinden çekinin" hadisinin mânâsı nedir, diye sordu. Cüneyd, başını biraz kalbine doğru eğip kaldırdı ve dedi ki: "Müslüman ol! İslâm olma zamanın gelmiştir." Bu söz üzerine hıristiyan da müslüman oldu.

Bazı tasavvuf ehli "ferâset nedir?" diye sordular. Hz. Cüneyd dedi ki;
"Bazı ruhlar melekûtta döner dolaşırlar. Gök ehli mahlûkların ğayb esrarına ait konuşmaları işitirler. Sırları görürler. Onun için feraset ehlinin sözleri, zan olmayıp hakikattir.

ŞEYH-1 MECZÛB DER Kİ:
Bu gezici ruhlar, ma'nen nebîlerin, resûllerin, hayatta veya geçmiş evlîyai mukarrebînin mukaddes ruhları vasıtasıyla, melekûttaki kâinatın ruhları ile müşerref olurlar (tanışırlar). Bu mukaddes ruhlar, gezici ruhlara eşya ve hakikatleri hakkında haber verirler.

Feraset de iki kısımdır:
"Küllen Nümiddü hâ ulâi atâi Rabbike" (Bu ikisi de Rabbimin âtasıdır). (1)
Sorulursa: "Hadiste müminin denilmiştir, bütün müminler mi Allah'ın nuru ile nazar eder? Eşyâyı da bu nur ile idrak eder? Bütün müminlerin buna dâhil olması icâb etmez mi?" (1) İsra: 20

Hayır, deriz. Bundan maksat kâmil mümindir. Çünkü bir şeyin tayini yapılmamışsa o şeyden bahsedilen maksat dâima mümin-i kâmil anlaşılır.

Nur ile eşyayı idrâk eden mümin de iki kısımdır:
1) Kalbindeki nur ile idrâk eden,
2) Kalbindeki nur ve ruhu ile idrâk eden.

Bu iki sınıftan, kalbi ve ruhu ile gören daha efdaldir, çünkü kalbi nur tuttuğu gibi ruhu da nurlanmıştır. Tamdır. Diğeri yalnız kalbinde nuru cem etmiştir.

Yine denilse ki: "Hadis-i şerîf; kalbin nuru üzerinde söylenmiştir. Ruhtan bahsedilmemiştir?" Ona deriz ki: "Mümin" sözünde bizatihi (kendiliğinden) her ikisine manâ vardır. Çünkü kâmil müminin, ruhu da kâmildir nur ve ruh her müminde olsa dahi kâmil müminin, kâmil ruhu ve nuru vardır.

İkinci sınıfın, yani hem kalbinin ve hem de ruhunun nuru ile eşyayı idrak edenin efdaliyeti nedir? O nazar edince hem kalbin nuru ve hem de ruhu ile nazar eder. Yalnız bir nur ile bakanın görüşü o kadar doğru olmadığı aşikâr bir hakikattir.

Tasavuf ehli ittifak ettiler ki: Melekûtta ruhu dolaşmayan, arif ve kâmillerden değildir.

ŞEYH-1 MECZÛB DER Kİ:
Cenâb-ı Allah'ın (CC) Fadlı ve keremi ve şeyhimin bereketi ile bana verilen iki ferâsetle açıklıyorum.