<< İhsan yolu FİHRİST

B) İKİNCİ BİLME USÛLÜ KEŞİF İLEDİR:
Şeyh bu keşif ile de mürîdin hangi makâma yükseldiğini görür, istidât ve kabiliyetini öğrenir. Tasavvuf ehli yanında ferâset, keşiften daha kâmil, daha lâyık ve daha evlâdır. Çünkü keşif renk renk husûle gelir. Bazen yanlış gider.

Ferasette ise ekseriyetle isâbet eder, çok az yanılır.(10)
Hâce Ubeydullah Ahrâr (Kds) buyurdu ki:
"Mürîdine ilk nazar eden şeyh, mürîdin istîdadını, zevk ve hâlinin ulaşılabileceği son makama kadar bilmese, onun mürşîd olması caiz değildir."

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Bu sözlerden maksat şeyh, mürîdin istidadına kuvvetine göre tasarruf edecektir. İrşâd yapan mütesarrıf şeyhin bu hususta kerâmet sahibi olması lâzımdır.

Kerâmetler de ikiye ayrılır:
1-) Bir kısmı Cenâbı Allah'ın mekrine yani gazabına sebep değildir. Geçmişteki şeylere vâkıf olmak gibi yalnız bir bilgi olup, âhirete faydası yoktur.

2-) Bir kısmı da ahiret için menfaâti olup, nefis onunla hidâyete gelir ve tehlikeye düşmemeye sebep olur. Allahu Teâlâ, bu keşif sahiplerini âfet ve benzerlerinden muhafaza etsin. Bu kerâmete, manevî kerâmet denir. Diğer kerâmetlere zahir kerâmet denir. Allahu Teâlâ, hayır vereceği kimseye manevî keramet verir.

3-) Şeyh, nazarında zengin, fakir mürîdleri ayırmadan terbiye ve nasihatte bir tutacaktır. Ne zaman tamahkârlık yahut makam gâyesiyle fark yaparsa o şeyhin çalışması çirkin ve hiçtir. Çünkü hepsinin gayesi Allah ve Resûl rızâsıdır. Fakat bazen mürîdin şeyhini çok kuvvet ve şiddetle sevmesi, yahut mürîdin üstün istidatlı olması sebebiyle şeyhin onları fazla sevmesinde mahzûr yoktur.

4-) Sohbetinden kimse nefret etmeyecek. Hz. Resûl'den (AS) hiç kimsenin hoşnutsuz olmadığı gibi. Şeyh hiç kimseden kendini men'et-meyerek sohbetlerinden de çekinmemelidir.

5-) Mürîdi ile sohbette, mürîdin malı ve mevkiine göre olmamalıdır. Öyle bir şey olursa neûzübillâh çalışması çirkindir.

6-) Mürîdine karşı güler yüzlü olacak. O şekilde ki, mürîdin kalbinden şeyhin mehâbetini gidermeyecektir.

7-) Şeyh genel olarak sükûtî olup ihtiyaç olmadan mürîdleriyle konuşmamalıdır. Hz. Resûl de (AS) ihtiyaç olmadan konuşmazdı. Hep sükûtta da olması doğru değildir. Eğer şeyh cezbe ehli ise fazla konuşmasında zarar yoktur. Çünkü ihtiyarı dışındadır.

8-) Mûrîdlerini kendi sulbünden gelmiş öz evlâdı gibi sevecektir.

9-) Mürîdlerine Hz. Resûl'ün sünnetine tâbi olmalarını, tarikat vazifelerinde zikir ve diğer her işte devamlarını emir
edecektir.

10-) Günâhlara giren mürîdlerini, kinaye ve işaretlerle ikâz edecek ve mütenebbih olacaktır. Tâ ki onlar, bundan çekinerek terbiyeye yanaşsınlar. Kusurlarını yüzüne vurmayacaktır. Nasıl mürîdin yaptığı günahları şeyh bâtınen bildi ise, yine onu açıklamadan gizli olarak ikâz edecektir. Mürîd açık günahlara düşerse (meselâ ipek elbise giymek) yine onu lâtif ve ince nasihat ile (kırıcı olmadan) açıktan ikaz edebilecektir.

11-) Mürîde kuvvetinden fazla hâl geldiğinde, bu hâli-bâtınî olarak mürîdden alır, yahut kalbine kabz koyarak, hâli
durdurur. Bu mürîdin isti'dâdının gücünün yetmediği zamanda olur, çünkü böyle bir halde mürîdin aklı gidebilir. Fakat mürîd, müsteid (kabiliyetli) ise şeyh yavaş yavaş bu vâridatı artırarak, onu tekâmüle götürür.

12-) Mürîdlerin az veyahut çok olmasına bakmamalıdır. Çokluğa mağrur olmuş şeyhere şeytânlar musallat ve muvaffak olurlar. Mürîdlerin azlığından mahzun olanlar da doğru yolda gitmeyenlerdir. Esas da'vâ nefsin islâhıdır; afet getirici şöhret değildir. Tarikat esrârına kâbiliyetli bir mürîd, onbinlerce kabiliyetsiz mürîdden daha faydalıdır. Mürîdlerin çokluğu ile iftihar eden çok şeyhleri gördüm. Fakat onlarda tarikat esrarını hâmil bir tanesi dahi yoktu. Sanki hepsi de "içi olmayan çürük cevizler" gibiydi.

Hakiki şeyh, mürîdler çok olunca da mağrur olmaz. Belki, Allah'a hamd ve şükrünü arttırır, onların ıslâhı için dua ve himmetini çoğaltır. Mürîdlerinden birini ehil ve kabiliyetli gördüğünde, Allah'ın nimetini açıklamak üzere "Mürîdim iyidir" diye meth edebilir.
--------------------------------------------------------------------------

(10) Seyyîd M. Kadrî (Kds) sohbetlerinde açıkladılar:

a) "Ârifi Billâhın keşfi doğru ve haktır. Ancak, ârifi billâhın kalbinin büyüklüğünü de Allah bilir; zîrâ bütün semâvât, içinde kaybolacak kadar küçük kalır. Olay Ârifi Billâhin kalbinde görünür. Fakat kalbin bu muazzam büyüklüğünde olay bir zerre gibi kaldığından velî, olayın şeklini ve zamanını ta'yin etmekte yanılabilir. Yani hakikatte Haktan olan bu keşif doğrudur. Velî, şekil ve zamanın ta'yininde yanlışlık yapabilir. Keşfin yanlış gitmesi budur."

b) Yine sohbetlerinde açıkladılar ki: "Bazen birisi meclise gelirken, yahut mecliste otururken, onun durumunu açıklayacak bir âyeti kerîme, bir hadis-i şerîf yahut kibar sözlerden veya bir beyit, ma'nen şeyhe görünmek suretiyle, şeyh o kişi hakkında bu usûl ile de bilgi sahibi olur (iyi veya kötü)."

--------------------------------------------------------------------------

13-) Huzûrunda gıybeti menedecek ve başkalarından nahoşlukla bahsettirmeyecektir.

14-) Hâlislerinden başka kimseye sırrını söylemeyecektir.

15-) Sakalına, traşına hûlasa sünneti s'eniyeye göre temizliğine ve güzelliğine dikkat edecektir. "Allahu Teâlâ güzeldir, güzelliği sever." Bakımsız ve itinâsız bir görünüş mürîdlere de hoş gelmez. Bütün mürîdleri hakkında da güzel zan sahibi olacak. Bazen muhalefette kalsa bile yine af ile güzel zannını bozmayacaktır. Çünkü onun ıslâh olacağı emelindedir.

16-) Mürîd hâlinden yahut şeyhinin ona karşı fazla muhabbetinden gurur ve güvenliğe giderse, şeyh yüzünü ondan
çevirip onu ikaz edecektir.

17-) Sohbet ve evrâdını terkeden mürîde şeyh, nasihatte bulunarak "evradını niçin terk ettiğini, sohbete niçin gelmediğini" sorarak devamlarına çalışacaktır.

18-) Hasta ziyareti, ölüm ta'ziyesi ve diğer sünnete uygun zaruretler dışında zenginlerin evlerine gitmeyi terk edecektir.

19-) Şeyhin mühim vazifelerinden biri de kendisine mahsûs bir hilvet yeri olmalıdır. Hilvetine bazı fukahâ, yaşlı kimselerden başka kimse girmemelidir. Ayrıca ziyaretinden de kimseyi mahrûm etmeyerek herkese müsâade etmelidir.

20-) Bazı şer'i özürlerden başka şeyh dâima abdestli olmalıdır.

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Şeyhin vazifelerinden bu kadarı kâfidir. Mürîd için de muhakkak vazifeler vardır. Bunları da mürîdin yapması lâzım gelir, onları da yazalım.