<< İhsan yolu FİHRİST

MÜRİDİN VAZİFELERİ


1-) Mürid şeyhi hakkında tam muhabbet sahibi olmalıdır. Şeyh onun yanında evlâd-ı iyâl, anne, baba ve bütün akrabalardan, mal ve her şeyinden fazlaca üstün olmalıdır. Çünkü şeyh mürîdin hem basamağı (merdiveni) hem de yükselticisidir. Feyz menbai (kaynağı) ve ahiret sermayesidir. (11)

Muteber nakşî kitaplarında yazılmıştır ki: "iki asıllar aslı vardır. Allah (CC), bunları verdiği kimseye her şeyi de vermiştir.
Biricisi: Nebîyiyi Muhterem'e (SA) tam ittibâda kâmil olmak.

İkincisi: Kâmil şeyhin muhabbetine mazhar olmaktır. Lâkin bu muhabbette zorla olmaz, illâ kalbin doğru dürüst olması şarttır. Kendi kendine yapmacık muhabbet çirkindir, bid'attır."

----------------------------------------------------------------------

(11) Şeyhim ve seyyîdim Seyyîd Muhammed Kadrî (Kds) sohbetlerinde mürîd ve kâmil şeyhe ait dinlediklerimden bir kaç olayı yazmakta fayda buldum:

A) Şeyhim Seyyîd Muhammed Kadrî (Kds) buyurdu ki: "Hac farizasını ifa ederken dahi Şeyhim Şâh Muhammed Ali Hisâmüddin, bir saniye bile benden ayrılmamıştır. Bir gün Hz. İsmâil makâmında, ellerimi dua için açmış, parmaklarım Ka'be duvarına yapışık, ruhum ve kalbim ilâhî bir huzurda mest olarak dua ediyordum. Gördük ki yapışık parmaklarım ile Kâ'be arasında Hz. Şâh Ali Hisâmüddin zuhur etti ve sonra Kâ'be'nin asıl hakikati oldu. Bana dedi ki: "Evlâdım duânı dinledim. Herşeyden evvel bana duâ ettin, inşallah bütün duân Allahu Teâlâ tarafından kabul edildi."

B) "Medîne-i Münevvere'ye gelip Ravzâi Mutahhara'yı ziyaret ettiğimde ceddim Hz. Resûl (SAV) ile müşerref oldum. Yanında Şeyhim Şâh Muhammed Ali Hisâmüddin de hazırdı. Hz. Resûl beni teftiş etti. Bir derece noksan buldu. Hemen Şah Ali'ye dönerek; "Sana teslim ettiğim evlâdıma, bu zamana kadar neden o derece verilmedi" diye sertçe baktı.

Hacdan sonra Bağekûn'a Hz. Şâhın ziyaretine geldiğimde hilvethânesinde beni çağırdı, karşısında oturmamı emir buyurdu ve dedi ki: "Beni şikayet mi ettin? (latife edercesine)"
- "Ya Şâh, size her şey ma'lûmdur. Minnettarlığımı arz edemez iken nasıl şikayet edebilirim?"
- "Evet oğlum, biliyorum. Bu derece Nihâyetü'l Nihaye'dlr. Makâmât sonlarının sonudur. Onu sana daha evvel de verecektim, Velâkin bir gaye için te'hir etmiştim. Sonra ikimizin gözleri de kapandı beş dakika ancak geçmişti ki Allah'ın lütfuyla o kamil nazar karşısında o da husûle geldi."

Şeyh hazretleri bu seferinden henüz Cizre'ye dönmemişken, sâdık ve temiz mürîdlerinden Seyyîd İsmâil bir gün şu açıklamayı yaptı: 'Gördüm ki; Hz. Şâh Ali'nin hücresinde. Şeyhimiz Muhammed Kadrî, Hz. Şah ile dizdize oturmuşlar:


Hz. Şâh diyor ki:
- "Ya evlâdım, ne istiyorsun?"

Seyyîd Kadrî diyor ki:
- "Aynen senin gibi olmak istiyorum."

Biraz sonra bakıyorum ki ikisi de Hz. Şâh olup aynı bir oluyorlar.

Seyyîd Kadrî hazretleri seferden döner dönmez. Seyyîd İsmâil işâretini söylüyor. Şeyh buyurdu ki: "Bir mürîdin, hayatta olan şeyhinin makâmını istemesi edebe muhalefettir. Fakat işâretin doğrudur. Benim istemem Hz. Şâh'in makamı değildir. Lâkin onun keremi ve nazarı hesap ile değildir.'

Şu noktaya dikkat edelim ki; Dereceye lâyık evlâdı cismen Ravzâi Mutahhara'ya gelip ceddi Hz. Resûl ile müşerref oluyor. Hz. Resûl'ün teftişinde bulduğu noksanı ikmâl etmeye her hususta üstün tasarrufa sahip iken, yine onu şeyhine havale ederek o ilâhî vâsıtayı sünnet ittihaz ediyor.

----------------------------------------------------------------

2-) Mürîd şeyhin izni olmadan sohbetinde hiç konuşmayacaktır. Mürîd izinle konuşsa bile yumuşak ve açık sözle, tevazu ve kırıklık ile konuşacaktır. Çünkü şeyhin yanında açık ve serbest sohbetten cür'et hasıl olduğundan şeyh sır denizi olsa bile mürîde fayda vermez.,

3-) Mürîd her ne kadar hâl sahibi ise de şeyhinin verdiği vazifeleri kat'iyyen red etmeyecektir. Bazı büyükler mürîdlerine karşı bazı çirkin işler ve sözler söylemişlerse de bunları kabul etmeleri tabii olmalıdır. Sonra görecektir ki bu sözler ve hareketler, hak ve hakikattir. Çünkü Şeyhte ferâset vardır. Şeyhin ferâseti mürîdin ferâsetinden daha hakiki ve daha sabittir. Şeyhi şeriat ve tarikat ârifidir. Şayet Şeyhi böyle olmayıp boş ise, o zaman mürîd şeyhin, şeriat-ı garraya uygun olmayan emirlerinden sakınmalıdır, ama şeyhi yalnız hakikat arifi ise yine emrine tâbi olması lâzımdır. Her ne kadar zahirinde mürîde göre, o emir hadis ve Kur'ân-ı Kerîm'e uygun görülmüyorsa da, hakikatte o emir şeriatın hakikati ile bağdaşır.

4-) Mürîd şeyhe kattiyen sözde ve hareketlerinden itiraz etmeyecektir. Çünkü şeyh bir vâridedir. Belki şeyhin bu ef'aline Allah'tan başkası mutali değildir. Çok şeyhler bazen büyük bir maslâhâtın olması, yahût büyük işlerin zahir olması için, bazı vakitlerde bazı fiiller yaparlar. Bazı şeyhler vâcibi zuhûra getirmek için bazı hallerde sünneti terk ederler, razı olunmayan fiiller yaparlar. Hakikatte o harekât doğrudur. Çünkü bu haller şeyhin değilse o zaman mürîd Kur'ân-ı Kerîm ve sünnete tâbi olmayan bu hareketlerden çekinmelidir.

5-) Mürîd hâlini hiç bir zaman şeyhinden saklamayacaktır. Şeyh mürîdden hâlini sorunca, mürîd ahvalini tam olarak beyân edecektir. Eğer saklarsa helake gitmesi muhtemel, belki de muhakkaktır. Gözümle bazı müridlerde gördüğüm gibi. Onun için mürîd, nefsi ile hakkı ve bâtılı ayırmadan üzerindeki hâli aynen şeyhe nakledecektir.

6-) Şeyhin sözünü keşfinden üstün tutacaktır. Mesalâ şeyh "Hâlin yolu budur" derse, mürîd "Keşfimdeki böyledir" derse doğru değildir. Çünkü bazen keşif değişir ve yanlış gidebilir. Şeyhin keşfi ve feraseti mürîdin her hâlinden daha doğru ve daha haktır. Hatta mürîdin keşfi, şeyhin keşfinden daha doğru ve isabetli olsa dahi, mürîdin, şeyhin yanlış keşfiyle amel etmesi daha doğru ve sevaptır. Çünkü Allah-ü Teâlâ (CC) şeyhi mürîde vâsıta yapmıştır ve şeyh bu vasıtadan çıkmaz. Mürîd şeyhin nasihatini dinlemeyip kendi keşfine giderse helâk olacağı muhakkaktır. Gözümüzle gördüğümüz gibi bu tarikatte çok vaki olmuştur.

Tasavvuf ehli yanında her ne kadar keşif mu'teber ise de keşifte iki kısımdır: Yanlış keşif, doğru keşif. Keşif sahipleri de müctehidler gibidir... Nasıl ki müctehide isabetli içtihadından iki sevâb ve isabetsiz içtihadından da bir sevâb Allah tarafından veriliyorsa, yanlış ve doğru keşfin de durumu böyledir. Ancak bu keşfin de Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şerîfe uygun olması şarttır. Kur'ân-ı Kerîm ve hadise uygun olmayan keşif, tasavvufta muteber değildir.

7-) Mürîdin kalbinden şeyhin muhabbet ve hayâsının çıkmaması için yanında yemeyecek ve içmeyecektir. Edebine
hafiflik gelmemesi için de yanında uyumayacaktır. Şeyhin huzurunda dizleri üzerinde oturarak başı kalbine eğik, emrine intizârda (beklemekte) olup kalbinde şeyhin feyzinden kazanmaya çalışacaktır.

------------------------------------------------------------------

C) Bir gün Tavile'de halife ve mürîdlerden bir cemâat sohbet hâlinde iken Hz. Şâh Ali Hisâmüddin (Kds) hücresinden çıkarak meclise geldi. Hepsini sermest etmiş, kalpler hemen Hâk huzuruna irtikâl etmişlerdi. Hz. Şâh buyurdu:

- "Evladım Seyyîd Muhmammed Kadrî ! iste, ne istersen iste. Bu anda Allahu Teâlâ isteyeceklerini kabul edecektir."

Hz. Seyyîd Kadrî Allah'a hamd getirdikten sonra: "Allahu Teâlâ size sıhhat, âfiyet ve ulvî dereceler ihsan etsin, nazarlarınızı üzerimde daim kılsın.'

-"Ya evlâdım iste!.. Allahu Teâlâ kabul etmek üzere bekliyor."

Seyyîd Kadrî hazretleri aynı isteğini tekrar eder.
Yine Şâh hazretleri buyuruyor: "Ya evlâdım, dünya ve âhiretin için ne istersen iste !"
Seyyîd Kadrî aynı istediği tekrar eder.

O büyük kerem sahibi Şâh ellerini dua için kaldırır, inci gibi iki göz yaşı gül yanağını üstünden dökülür. "Elhamdülillah! Rabbil Âlemin" diyerek hücresine avdet eder. Cemaat hep hayrette kalmıştır. Çünkü henüz hiç kimseye böyle ilâhî bir yakin nasip olmamıştır. Allahu Teâlâ isteyeceğini bekliyor, diyen Şâhi fenâfillâh akılları hayrette bırakmaz mı?

Seyyîd Kadrîden sorarlar: 'Niçin dünya ve âhiret için bir şey istemedim?"

Hz. Şeyh buyurdu:
- 'Rızkımdan endişem yok ki rızık isteyeyim. Dünyaya hiç meylim yok ki dünya isteyeyim. Yanımda şeyhimden daha büyük ve daha sevgili bir vâsıta olmadığına göre onun sıhhat ve afiyeti; Allahu Teâlâ'nın onun bana dâimi nazarından daha büyük bir istek olamaz."

Cemaat: "Evet bu ilâhî irfanınla lâyıksın" dediler. Allah'tan gelen hediyelerin mürîde intikali ve sâdık mürîdin şeyhine
bağlılığına bu en güzel misaldir.

-----------------------------------------------------------------

8-) Mürîd, Şeyhinin mürîdleri, Allah'a vâsıl edeceğini bilecektir.

9-) Mürîd, Şeyhin her sözünü iyice anlamak için dinleyecektir. Hatta dünya sözleri olsa dahi onları bir vaaz ve hikmet telâkkî edecektir. "Bu sözlerde kâmil işaretler vardır" diye kalbinden kabul edecektir.

10-) Şeyhin kendisine ta'lîm ettiği zikir, ve evrâdı aynen yapmaya devam edecektir. Şeyhin izini olmadan başka zikir çeşidi ile değiştirmeyecektir. İllâ şeyhinin ruhâniyetinden sır ahzedebilecek mürîde tasarruf sahibi şeyh, bâtından, başka zikir ve ezkâr ta'lim edebilecektir. O zaman diğer ezkâr ile de amel edebilecektir. Benimle Şeyhimin arasında olduğu gibi.

11-) Mürîd şeyhini, zamanın en mütekâmili olarak bilecektir.

12-) Her gün ikindiden sonra gününü, ömrünün son günü olarak bilerek muhasebe edecektir, bu gününü de günâh ile geçirdiğini bilerek Allahu Teâlâ'ya karşı bir nâsûh tövbe ile tövbe edecektir.

13-) Mürîd "Nazar ber Kadem" olup, Allah'ın zikrinden hiç gafil olmayacaktır. Hatta helada bile bu hâlini muhafaza edecektir. Mâsivânın, kalbinde yankılarına fırsat vermeyecek, sağa sola eşyaya fazla bakmayacaktır. Çünkü bunlarda, kalbdeki zikrin dağılmasına sebeb olur.

14-) Bir şey yediğinde kalbinden gelen şükür ve hamd ile Allah'ı anacaktır. Çünkü bu zaman şükür zamanıdır. (12)

15-) Nefsini her hâkirden daha hâkir (aşağı) görecektir. Varlığının baştan başa günâhla dolu olduğunu bilecektir. Hz. Hâce Âlâüddîn Attâr (Kds) Şâh-ı Nakşibend'den naklettiler ki: "Tarikat büyüklerinin sözleri: nefsini yüz kere firavunun nefsinden aşağı görmeyen tarikatte değildir."

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Bundan maksat nefsini, çok günahkâr ve günâh irtikâbında görmektir. Fakat küfür günâhı ile değil, çünkü küfür günâhı her günâhtan büyüktür.

16-) Mürîd her vakit abdestli olmalıdır. Bilhassa zikir zamanında, buna çok önem vermelidir, hatta uyurken bile abdestli olarak kıbleye karşı istiğfar ve huzûr ile zikir, yâhut râbıtayla sağ taraf üzerine yatarak uykuya dolmalıdır.

17-) Mûrîd oldukça sükût üzere olmalıdır. Çünkü fazla söz zikrin devamına engel olur ve kalbi gâflete sevk eder.

18-) Mürîd şeyhin sohbetinde hiç kimseyi kötülememelidir.

19-) Mürîd zikir edince, muradı Allah ve Resûl rızası olmalıdır. Zikirden sonra ani su içmemeledir. Soğuk su zikrin
hararetini keser. Zikirden sonra hemen konuşmayıp, zikrin varidatlarından sonraya kadar susmalıdır. Çünkü ilâhi varidat zikirden sonra da geldiğinden hemen halkadan kalkmayacak, çok defa Allahû Teâlâ'dan ona hediyesi gelir.

20-) Vazifelerden en büyüğü Hz. Resûl'ün sünnetine uyarak, kâmil mürşîdin ef'âl, ahval ve muhabbetinde olacaktır.
Mahbûbi Sâmedânî Müceddid-i Elfisânî Hz. Şeyh Ahmed Fârûkî Serhendî buyurdu ki:

"Bu edeblerden birine riâyet etmek ve (isterse) kerâhet-i tenzîhiye olsun birinden kaçınmak, zikir, fikir, murâkebe ve teveccühten üstündür."

--------------------------------------------------------------------

(12) Şeyhim ve Seyyîdim sohbetlerinde buyurdular: "Mûrîd yerken ve içerken gerekil âdapları yapmakla beraber, râbıta yaparak yiyecek ve içecektir. Ben yemeğe teveccüh yaparak tamamen zararsız hale geldikten sonra yerim."

Buna alt bir hâlini anlattılar: 'Sülûkumun ilk zamanlan idi. Yatsı namazından sonra eve geldim, yemeğimi getirdiler. Yemeden evvel rabıtaya başladım. Gözlerimin kapanmasıyla güzel bir huzur hemen hâsıl oldu. Arş-ı âlâdan bir direk nurun önüme kadar aktığını gördüm. Nur fazlalaştı, içinden nurdan daha güzel bir zât tecellî etti. Kalbim sordu:

-"Kiminle müşerref oluyorum?"
-"Ceddin Aliyyü't Tâki"
-"Haseb ceddim mi, yoksa tarikatten mi beni evlât edinen ced?"
-"Hem haseb (esas baba ceddin) hem de tarikatte seni evlâd etmiş ceddin." diye cevapları yeşil bir nur ile yazılıyordu.

Sonra o nur tamamen üzerime düştü. Sabah namazı geç vaktine kadar öyle bîhoş kaldım."

Kalbi uyanık, usûl ile giden müride ne lütuflar vardır!

--------------------------------------------------------------------

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:

Bu söz Allah'a vasıl olmuş ârifler hakkındadır. Müptedi Sâlikler ise sünnete tâbi olarak zikirde çok cehd etmelidirler. Çok ârif ve kâmil şeyhler bidayette mürîdlerini nevâfilden men ederek yalnız farz namazın edâsı ile emrederler; nafile kılmaya, Kur'ân-ı Kerîm ve Delâil-i Hayrât okumaya da müsaade etmezler. Çünkü içtihâdlarına göre kalblerinin temizlenmesi. farzlardan sonra da fazla zikir, rabıta ve murakabe ile olur. Farzlardan sonra kalbin tasfiyesi vâcibtir. Şer'î kitablardan da bildirildiği, kalb-i selîmi olmayanın kalbini tasfiye etmesi vâcibtir. Bu hükme göre de kalbi temizleyen zikir ve evrâd vâcib olup, farzdan sonra gelir. Hatta geçmiş farzın kazası da nafileye mukaddemdir. Vâcib borçlu iken sünnete giremez. Kalbi bu hastalıklardan temizleninceye kadar nafile için cevaz yoktur. Çünkü kalbin temizlenmesi vâcibtir. Sünnet nafiledir. Farz ve vâcib sünnetten öncedir.

Bu hakikatı açıkladıktan sonra bazı şeyhlerin mürîdlerini sünnetten men etmelerine itiraz etmemelidir. Bütün maksad Allah'ın rızâsı olmalıdır. Muradı Dünya olmayacaktır.

21-) Fazla uyku zikirden gaflete sebeb olduğundan, az uyumalıdır. Uyuyuncaya kadar da zikir ile meşgul olmalıdır.
Gülmek de kalbin kasvetine sebep olduğundan, az gülmelidir. Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de "Çok ağlayınız az gülünüz" buyurmuştur. (Felyad hakû kelînen vel yebkû kesîra.) (1)

(1) Tevbe: 82

Mürîd her vakit Allah (CC)'den korkulu ve dâimi hüzünlü, yemesi içmesi ortalama olmalıdır. Fazla yemek ve içmek kalbe kasvet verir. Zikirden men eder. Fazla açlık ve susuzluğa da gitmemelidir.

Bürde kasîde'sinden bir beyt:
Açlık ve tokluk hilesinden kork.
Zehirden fena, çok açlık vardır!

22-) Mürîd şeyhini zem ve inkârda bulunan kimselerle sohbet etmeyecektir. Kalbe katılık verir.

Mürîd için saydığımız bu vazifeler ile de iktifa edelim, bu vazifeleri yerine getirebilecek mürîd zaten nadirdir.

Tarikat reisi Hz. Nakşibend (Kds) de bu evsafta mürîdin çok az, olduğunu zamanında buyurmuşlardır. Yine buyurdu ki:
"Evden çıktığımda bir mürîdin başını kapı eşiğine koymuş olarak keşke görseydim ki, göremedim. Belki de hepsi nefislerinin hazzı ve hayalleri iledirler."

Büyük şeyhin o zamankiler için söylediği bu sözleri şimdikiler ile kıyas ediniz.

Allahu Teâlâ (CC) bize şeriaten, tarikaten istikâmet vererek, bizi anne ve babamızı, dost ve ahbâblarımızı hüsni-i hatime ile müyesser kılsın. Seyyîdi'l-Murselin (SA) hürmetine, amin.