<< İhsan yolu FİHRİST

1. ULAŞTIRICI: RÂBITA:

Râbıtanın en faydalı ve en kısa yol olduğuna iki delil vardır. Birincisi delil-i aklîdir. İkincisi Kur'ân-ı Kerîm ile ka'tiyyetle sâbittir.

Akfî delil nedir? Hizmetçileri bulunan şânı çok büyük haşmet, vikar, heybet, şevket ve saltanat sâhibi bir pâdişaha, muhtaç olan birisi doğrudan doğruya varamaz, illâ ona yakın hizmetçilerinden birinin vâsıtasıyle varılabilir. İşte Allahu Teâlâ'nın huzuruna da gidebilmek için öyle bir vâsıtaya tevessül etmek lâzımdır. Kalbte hâtıralar, evlâd dünya mal ve muhabbeti mevcut ise Allahu Teâlâ'nın huzuru hâsıl olmaz, illâ kalbin bunlardan tam temizlenmesi şarttır. Bu temizliği ve vâsıtayı yapacak Allahu Teâlâ'nın ricalleri, huddamlan ve dergâhının kapıcıları olan kirâm şeyhler'dir. Allah'ın dergâhında Allah'ın emrinde dâima âmâde, menâhiden uzak güzel amel sâhibidirler. Sâlik, bunlardan birisine temessük. edip, râbıtasını ahz ederse, şeyh sâlikin iyi olmayan ahlâkını yer ve yerine ahlâk-i hamîdeyi kor. Allahu Teâlâ'dan Hz. Resûl'e ve Hz. Resûl'den Şeyhe gelen hediyeli kudsî nefeslerle kalbi temizler. Hz. Resûlün nuru vasıtasıyla sâlike o şeyhin ruhâniyetinin huzuru hâsıl olur. Onun ruhu ile de melekût ve ceberûta urûc eder. O şeyh ile Hz. Resûl'ûn huzuru hâsıl olur. Hz. Resûl de onu Allahu Teâlâ'nın huzuruna götürür. Sonra onun için şühûd, gayb ve ilham ile Rabbilcelîl huzuru hâsıl olur. Bu aklî delildir. Aklî delilde, esas delillerdendir. Bunda da ibâdet ve zikir mevcûd olup, usûldendir. Çünkü isnanın Allah'a yakınlığı ve huzûru çok büyük bir şeydir.

Delili kafi ise: Kur'ân-ı Kerîm ve Hadis-i Şerîflerdir.
Geçmiş şeyhler, sâdâtlar, ârifler, âlimler istihraç ettiler ki:
VEBTEĞÛ İLEYHİ'L-VESÎLETE: (Vesile ile Allah'a yakınlık isteyiniz.) (1)

(1) Maide: 35

Âyeti Kerime'deki "vesîle" den murâd râbıtadır, demişlerdir. Her ne kadar vesîle, zikir ve murâkebeye uymakla beraber, hakikatte kâmil ve mükemmel şeyhin râbıtasından şüphe edilmemelidir.

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:

Yine kati delil hadis-i şerifi de:
Lâ Yezâdülabdi yetekarrabu ileyye binnevâfili. Hattâ ahbebtühü feizâ ahbebtühü küntü sem'ahülezzî yes'meu bihî..." (Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya öyle devam eder ki, artık onu severim. Onu sevdiğim zaman da işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli olurum)

Buradaki "nâfile" den maksad evliya ve kâmil şeyhlerdir. Bunların rabıtasına bağlananlara, o büyük makam rabıta ile hâsıl olunca, râbıtadan daha faydalı ve yakın bir şey olamayacağı anlaşılır.

Yine delili katidir ki, Buhârî-i Şerîf'te:
Hazreti Ebû Bekir (RA) helâda dahi Efendimizden ayrılmak istemediğini beyân etti.
Efendimiz (SA) Allah (CC) ve Resûl'ünden gafil olmamak içni bu talepte bulunan Hz. Ebû Bekir'e: "Bütün vakitlerinizde ruhaniyetimi ahzediniz." buyurmuştur.

Bazılarına göre de; Râbıtanın Hazreti Ebûbekir üzerinde dâimi olması dolayısıyla, helâdaki durumundan mahcûbiyet duyarak hâlini Hazreti Resûl'e (SA) arzetmesi üzerine. Efendimiz (SA) "Bütün vakitlerinizde Ruhâniyetimi ahzediniz" buyurmak suretiyle durumun yerinde olduğunu bildirmiştir. (15)

Artık bu kitapta sâdâtlardan da beyân edeceğimiz gibi râbıta kendisinden başka her şeyden faydalı ve yakındır. Çünkü kalbdeki kötü hâvâtır ve gafleti defeder, yakın ve uzaklıkta dahi mürîd ve şeyh arasında muhabbet hâsıl eder. ister yakın ister uzak olsun, feyzi Râbbânî gelir.

-----------------------------------------------------------------------

(15) Şeyhim, seyidim Seyyîd Kadrî Hazretlerinin sohbetlerinde râbıta hakkında dinlediklerimden parçalar:

a) Tarikatımızda râbıta esastır. Râbıta ile yetişen mürîd her zaman yeşilliğini, tazeliğini, muhâfaza eden kökü derinlerde olan bitki gibidir. Zikirş ile yetişen mürîd ise zikrin devamı ile tâzedir. Zikir olmadığı zaman suyu kesilmiş solgun çiçeğe döner.

b) Bir mecliste ne kadar ehil zikir mevcutsa da, hakiki râbıta sahibi bunların bütün bereketlerini cezbederek onları kuru bir halde bırakabilir.

c) Râbıtanın özelliği ve Şâh Muhammed Ali Hisâmüddin Hazretlerinin büyüklüğü hakkında sohbetlerinde yine şeyhim açıkladı:

"Bir gün imâm olarak namaza giriş tekbirini aldığımda, belki kimsenin dayanamayacağı, kalbimi de parçalayacak ve vücûdumu eritecek azîm ve nur üzerime aktı. Namaza henüz dâhil olmamla beraber hemen şâhım Şâh Muhammed Ali Hisâmûddin'i isteyerek râbıtasına girdim. O muazzam nurla Nakşî ve Kâdîrî her iki mûbârek silsilenin bütün pîrânlarının güneşten parlak nurlu, kudsî ruhları üzerime akmıştı. Şeyhim Şâh Hisâmüddin'in büyük kuvvetinden ve râbıtanın husûsiyetinden bunlar kalbe dâhil olarak sağ ve solumda her iki pîrân-ı izâm halkaları teşekkül etti. Namazı bile bozmak durumuna düşürmeden kalbe mâl oldu. Bundan sonrada iki ay kadar mest olarak iki halka benimle beraberdi.
d) Sâlikin, râbıtaya lâyık kâmil şeyhinin rabıtasında tam fenâ olmasına "Râbıtay- Kül" denir. Emma Râbıtay-ı "Küll-i Kül', tarikatte çok nadir olduğu için herkes bilmez. Şâhım Muhammed Ali Hisâmüddin'in hânekâhında olduğum bir sabah; Hazreti Şâh hücresinden çıkarak Meczûb Şeyh Tepesi denen tepeciğin üstüne gittiler. Beklenilmeyen bu vakitsiz çıkışlarını da yalnız ben görerek tâkip ettim. Ve tepeceğin alt kısmında gözlerimi yumarak istediğim râbıtasına acâib bir şekilde tutuldum. Gark olmamla berâber yine de dâima Hazreti Şâh'ı talep etmekteyim. Gördüm ki güneşten çok parlak bir güneş gibi nur ruhâniyet Hazreti Şâh'ın sağ omuzuna geldi. Sonra çok az farklı bir nur güneşi daha sol omuzuna gelerek "İmâmeyn'leri teşkil etti. Sonra dört güneş daha göğsü üzerine nazil oldu. Böylelikle Kutb-i Ferd Dâresi'nde vazifeli bütün evliyâ-i kiramın ruhları Hazreti Şâh'ın mübarek vücûdu üzerinde bir mükemmeliyetle yerleşti. Hazreti Şâh'ın mübarek vücûdu üzerinde bir mükemmeliyetle yerleşti. Hazreti Şâh'ın başı üstünde sınırsız büyüklükte ilâhî sarı nur denizi mevcûd olup, Hazreti Şâh'ın o sarı nur denizden doğulara, batılara tasarruf ederek gönderdiği nurlar yeşil renkle değişmektedir. Bu hâil seyretmemle beraber Hazreti Şâh'ın râbıtasına şiddetle devam etmekteyim; işte o Kerîm Şâh'tan ne göreyim ki? Bizzat kendisi ve beraberindeki bütün güneşler ile, o sarı tecallâ nur denizi, hepsi birden üzerime döküldü. Yine rabıtasının kuvvetiyle yerimde o kadar sabit ve sakin oldum ki, şâyet dünyadaki bütün kuvvetler beni çekseler dahi kımıldatamazlardı. Ancak Hazreti Şâh, hücresine gittikten sonra kendime gelerek hareket edebildim. Fakat bir zerre dahi şuûrum kalmamıştı, ihtiyarım dışındaki hareketle hücreme gittim. Hücrenin kapısını açınca o sarı nur deryasıyla karşılaştım. Onda tekrar fena oldum. Kapıyı kapatarak geriledim. O da kalbe dâhil oldu. Biraz sonra biraz ayıldım, hücrenin kapısını açıp girmek istedim, yeşil nur denizi ile karşılaştım, tesirinden giremeyip kapıyı kapadım ve fenâlaşarak bekledim. O da kalbe dâhil oldu. Yine biraz kendime gelerek kapıyı araladım. Kâbe'yi gördüm ve ben bizzat Hazreti Şâh ile Hisâmüddin olmuşum. Bütün âlemin tasarrufu bir sultanlıkta bendedir, işte o zaman büsbütün başkalaştım, artık her şey emrimde, her şey bana bağlı! Her şeye istediğim gibi tasarruf etmek sultanlığı ile, hânekâhın büyük terasına (salonuna) girdim. Senelerden beri hizmet ederek murâkebeye varmış Hazreti Şâh'ın halifelerinden ve yol arkadaşlarımdan Halife Şeyh Muhammed Halil'e rastladım. Benim bu acâib şekildeki gelişime o da hayretle bakmakta idi. Ona dedim ki:

-"Nedir uzun zamandan beri bu uzun yola gider gelirsin? Beni tanı ki seni bir nazarda sultân yapayım."
Maalesef ki bu sözümün fırsatını bilemedi, bilakis endişelendi. Çünkü Hazreti Şâh'ın hânekâhında böyle bir söz sarfetmek ne demekti? Benim kötü bir âkibete duçar olacağımı zannederek hemen Hazreti Şâh'ın hücresinin kapısına gidip ağlamaya başladı. Hazreti Şâh, ona görününce, yalvararak söyledi ki:

-"Bugün Seyyîd Kadrî'den çok endişelendim. Azîz Şâhımızın ona merhametli ve mukayyet olmasını ricâya geldim." Hazreti Şâh buyurdu (kalbini göstererek) : Seyyîd Kadrî kalbimin içindedir. Hiç endişelenme."

Şeyhim sohbete devam etti. "Eğer şeyh Muhammed Halil bilseydi, ve benden isteseydi, ona çok büyük bir derece
verecektim. Çünkü, o an için her tasarrufa sahiptim. Ve tasarrufum da haktı. Fakat maalesef fırsatı kaybetti.

-------------------------------------------------------------------------

Ve başka nisbeti defeder. Râbıta hâsıl olunca, manevî meleke, zikir ve murakabe de husûle gelir. Onun için râbıta diğer iki ulaştırıcı olan zikir ve murâkebeye de câmidir.

Ey Sâlik! Asla râbıtayı inkâr edenlerden olma! Çünkü nefsine büyük zülûm yapmış olursun. Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şerîf ile tarikatın mevcûdiyeti sabittir. Ehlini de inkâr etme!