<< İhsan yolu FİHRİST

RÂBITANIN KEYFİYETİNE (Nasıl olduğuna) GELİNCE:

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Ey Sâlik! Yâdidâştın kalbine bağlamaktır. Mürîd tam hulûs ile karşısında hazır olarak bildiği o şeyhe, kalbini dünya ve âhiretin şey'inden boşaltılmış olarak yöneltip, feyz talep edecektir.

Mürîdin mürşîdi görmüş yahut görmemiş, mürşîdin hayatta yahut mematta olması, uzak yahut yakın olması, hazır yahut gaybına bulunması hallerinde dahi aynı feyz talebini yapacaktır. Bununla beraber sağ olan kâmil mürşîdin rabıtası, öbür dünyaya intikâl etmiş mürşîdin rabıtasından daha faydalıdır. "Canlı kedi, ölü aslandan daha iyidir", demişlerdir.

Mürîdin râbıtaya teveccühü (niyeti) bile iyi faydaya sebeptir.

RÂBITAYI AHZETMEDE BİR KAÇ ÇEŞİT VARDIR:

1- Mürîd, râbıta şeyhinin nurlu suretini alnında, yani nefis latifesi olan iki kaşının bir parmak üstünde tahayyül eder.
Bir fakirin bir sultandan tazarru ve kırıklık ile hacetini ister gibi feyz ister. Feyzin isteğinde, kalbine zikir, râbıta, fikir gibi ne gelirse onunla meşgul olur.
2- Mürîd şeyhin nurlu suretini, nefsinin karşısında bilerek, nefsin letâifine akacak daimî bir feyz talep eder. Zikrin husule gelebilmesi için, gaflet ve hâvâtır membaî ve yeri olan nefsin temizlenmesi lâzımdır.
3- Şeyhin nurlu suretini, kalbinin karşısında hazır ve mevcud bilerek, o hayalden feyz ister. Ondan bir nur şulesi alıp, kalbinin içinde dolaştırır. Kalbini de bir tas gibi döndürerek, o nurun akışına hazırlar. O surette feyz ister, gelen varide göre hareket eder; kalpte ferahlık ve genişleme oluncaya kadar devam eder. O nurânî suret ve hayâli tasarruf ile kalbe dahil olur. Ve kalbinde istediği tasarrufu yapar. Mürîd için bu usûl en kolay ve en faydalısıdır.
4- Şeyhin nurlu hayâlini, kalbin içinde (ortasında) hazır olduğunu tahayyül ederek, kalbine ondan feyz ister.
5- Kalbinin karşısında şeyhini, geniş bir nur denizi olarak tahayyül eder, ondan kalbine feyz akmasını ister.
6- Şeyhi, kalbinin içinde bir nur denizi olarak tahayyül eder. O nur vasıtasıyla Allahu Teâlâ'yı zikreder. (Bu iki deniz tahayyülü usûlü ile rabıtanın yapılması daha zordur.)

Ey Sâlik! Bu usûller ile bilhassa mürîde kolay gelen 3.şık (abdestli olarak kıbleye karşı, sağ ayak sol ayak altına verilerek) şeyhten râbıta ve feyz isteyene, fuyûdât-ı rabbânîve esrâr-ı rahmânî gelecektir. Kalbi nefsin ve beşeriyetin bulaşığından kurtularak hâlis olacaktır.

Fazla feyze sebep olan râbıtayı tarikat, esas kabul etmiştir. Osmâni meşrebimizde de RÂBITA asıl ve esastır. Husûsen ben fakirin de bütün esrarı râbıtamdadır. Mürîd ve şeyh indinde adım "Râbıta Mürîdi" idi.

Râbıtaya devam edenler, Rabbânî meleke husule gelinceye kadar bütün fenaları da geçirir, O râbıta kalbte acâyib şekilde tasarruf edince, mürîd bunun Hakkın tasarrufu olduğunu anlar, yani Allahu Teâlâ râbıtaya ve râbıtası hiç bir mekâna (yere) bağlı değildir. Ve her zaman ve mekân da (her yere) hazır olduğuna itikad edecektir. Sanki bir yere bağlı olmayarak mekansız gibidir. Çünkü râbıta şeyhinin tasarrufu Hakk'ın tasarrufudur.

Mürîde Hâk huzuru hâsıl olunca, o zaman Allahu Teâlâ'ya teveccüh etmesi lâzımdır. Huzura varınca râbıtayı terk etmeyenden de Allahu Teâlâ gücenir. Ancak Allahu Teâlâ'ya tam teveccüh etmekle beraber şeyhinin muhabbetine de hâvî olacaktır. Şeyhinden de tamamen kesilirse, hoşnutsuzluk ve azaba dûçar olur. Çünkü bu makam ve huzura ermesine şeyhi sebep olmuştur, çok kere mürîdin kalbine şeyhinin kalbi vasıtasıyla ilhâm-ı rabbânî gelir. Çünkü şeyhin kalbi, ALLAH ve mürîdin kalbi arasında bir oluk gibidir. Onun için şeyhinden kafi alâkasını kesen müridin, bu ilham-ı rabbânî mecrâsı (oluğu) da kesildiği gibi, mürîd Allah'tan kesilir. Onun için mürîd ne kadar yüksek makama, huzura ve yakınlığa erse dahi yine şeyhinin muhabbetini, hukukunu ve nisbetini terk etmeyecektir. Nereye varsa da, şeyhi, hem aynası ve hem de merdivenidir. Mürîd, ancak o aynada Allah'ın sırrını ve huzurunu bulur. O merdivenle makâmata ve Allah'a yükselir. Aynayı terk ederse gördüklerinden kör olur. Merdiveni terk ederse urûc ve huzura gitmesi kesilir. Nüzûle düşer. Allahu Teâlâ bizi, kendisine, Hz. Resûl ve Enbiyâsı ile şeyhimize muhabbetle dâim kılsın. Âmin. Bi Hürmeti Seyyidi'l-murselîn.

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Sorulsa ki: Râbıta yapmakta sevâb var mıdır? Râbıta zikir ve ibâdet nev'inden olmadığına göre, sevâb oluduğuna ne gibi delil vardır? Çünkü taat ve zikir olmayan zem edilmiş (kötülenmiş) ve bid'a sayılmıştır.

Cevap: Râbıta da sayılamayacak büyük sevâb vardır. Mürîd için de ondan faydalısı yoktur. Çünkü insanı Allah'a götürecek en kısa yoldur, işte insanı çok büyük sevaba götürmeye sebep olan râbıta da en büyük sevâb olur. Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de:

İskender'in Âb-ı Hayat'a kadar gidebilmesi için sebeb ata ettiğini bildirmektedir.
"VE ÂTEYNÂHU MİN KÜLLİ ŞEYİN SEBABÂ" buyurmuştur.
'Biz ona herşeyden bir sebeb (yol) verdik."
İşte o büyük sebeb de sevâbtır. (hayırlıdır).

Sülûk erbabı bütün kâmiller, âlimler ve âriflerce malûmdur ki; Râbıta mürîdi gafletten, hâvâtırdan, vesveseden ve nefsin şerrinden kurtararak, kalbi hafî zikir ile Allah'a bağlar. O hafî zikir ki hafaza melekleri bile yazamaz, ibni Hacer Heytemî Mekkî, "Fetavay-ı Hadîsiyye" kitabında Beyhakî'den naklettiği bir hadis-i şerîfte; "HAFAZANIN İŞİTMEDİĞİ ZİKİR.İŞİTİLEN ZİKİRDEN 70 DEFA DAHA EFDÂLDİR" buyurulmuştur.
Râbıtanın sebep olduğu büyük sevâblardan biri de faziletleri sayılamayacak iki büyük nimete sebep olmasıdır.
Bir; Fenâfirrasûl ve fenâfillâh makamları ki Fena fişşeyhten sonra olur. Fenâfişşeyh ise ancak râbıtanın ahzından sonra olur. Hacegân aktâbınca (kutublarınca) malûm olduğu gibi.

İkinci; büyük nimet ise: Ebediyyen yok olmayan, iki cihanın saadetinden de üstün olan ezelî saadet kendisine verilir. O da; Cenâb-ı Allah'ın şuhûd ve celâdetinin tefekkürüdür. Bu da insanda iman kuvvetinin kemâline delâlettir. Bu tefekkürler beğenilen ahlâkta basiretinin saflığının kemâline, Esrâr-ı Süphâniye'yi ma'rifette kemâle, Allah'a yakınlıktaki saadet ve kemâle, Cenâb-ı Allah'ın Resûlünün ve melâikenin yanında mâhbubiyetinin kemâline ve Envâr-ı Samedânî ve Tecelliyât-ı Rabbânî ile muttasıl olmanın kemâline erer.

Hadis-i şerîf (SAV) Efendimiz buyurdular ki:
"Bir saat tefekkür 60 sene ibâdetten efdâldir."

İşte bu büyük işlere sebep olan râbıtadır. Başka şey değildir. Gerçi bazen zikir ve murakabe de bunlara sebep olursa da, amma bu büyük işte sebep râbıtadır. Zikir ve murakabe yolu uzun, devam isteyen, nâdirâttan yetiştiren bir yoldur.

Rabıtanın Kötülenmiş ve Bid'a Olmadığına Delil:

Asıl ve temeli Kur'ân-ı Kerîm ve sünneti seniyye olan rabıtaya işaret eden bazı ayet-i kerîme ve hadis-i şerîfler:

Allahu Teâlâ (CC) Kur'ân-ı Kerîm'de buyurur ki:

"Vekûnû Meassâdıkkîn" (Sadıklarla beraber olunuz) (1)

Sâdık ise Allah'ın zikrinden ve huzurundan hiç gafil olmayan, hâlinin kabiliyeti ile başkasını da hallendirendir. Yine,

Allahu Teâlâ buyurur:

"Vebteğû ileyhil vesîlete" (Vesile ile Allah'a yakınlık isteyiniz) (2)

Daha evvel söylediğimiz gibi bu vesile râbıtadır,

"İza yurevne zekerallahu" (Onları görünce kalb Allah'ı zikreder)

Allah'ın bu ricalleri için zâhir olarak açıkladığı sabit delillerden sonra da inkâr edenlere başka delile lüzum kalmamıştır. Bid'attır diyenlerin sözlerine de, mürîd ve muhîblerin delillerimiz ile iktifa etmeleri lâzımdır, inatçı münkirin, binlerce delil de olsa inat ve dargınlıklarını söndüremez. Onun için tarikat ehlinin münkirler ile mücâdeleyi terk etmeleri, yahut yumuşak münâsib sözle işi kapatmaları icâb eder.

Allahu Teâlâ'nın buyurduğu gibi:
"Ve iza hâtebe hümûl câhilûne kâlû selâma" (Cahillerin hitabına selâm ile karşılarlar.) (3)

(1) Tevbe: 119, (2) Mâide: 35, (3) Furkan: 63