<< İhsan yolu FİHRİST

ZİKRİN HAYIR VE FAZİLETİ HAKKINDA

İmâm-ı Nevevî, Ezkâr ismindeki kitabında: "Zikir kalb yâhut lisânen olur. Efdali kalb ve lisân ile beraber olanıdır. İkisinden biri sorulsa, riya zannı olmasın diye kalb ile yapılan zikir daha efdâldir. Lisânen ve kalben ayrı ayrı yapılan zikirden geçerek kalb ve lisânen beraber yapılan zikirden de maksâd Allah'ın veçhi olmalıdır" diyor.

Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de:
"Fezkurûni Ez Kûrkûm" (Beni zikir ediniz, sizi zikredeyim) (1)
"Ya eyyühellezine amenû uzkurullahe zikren kesira, ve sebbihuhü bûkreten ve esila" (Ey! iman edenler, Allah'ı çok zikir ediniz, sabah ve akşam onu teşbih ve tenzih ediniz.) (2)

(1) Ahzâp: 41-42, (2) Bakara: 152

Zikrin fazilet ve sevabı hakkında çok âyet-i kerîme ve hadis-i şerîfler vardır. Zikri terk edenler için de kat'i ceza olduğu da bildirilmiştir. Bazılarını yazalım:

Allahu Teâlâ buyuruyor:
"Ve lâ tuti'men eğfelnâ kalbehû" (Kalbi Allah'ın zikrinden gafil olanlara itaat etmeyin). (3)
"Ve men ya'şe anzikrirrühmani nukayyıdlehû şeytânen fehuve lehû karînun" (Rahman'm zikrinden yüz çevirene şeytanları musallat kılarız ki ona yakın olurlar) (4)

(3) Kehf: 28, (4) Zuhruf: 26

Hadis-i Şerîflerden bazıları:
"Ene inde zanni abdi" (Kulumun Yanında zannettiği gibiyim)

"Ve ene meahû izâ zekerenî" (Kul beni zikredince onunlayım. Kulum beni nefsinde zikir edince, ben de onu nefsimde zikir ederim. Beni cemiyette zikir edince, ben de onu daha hayırlı bir cemiyette zikir ederim. Bana bir karış gelene, ben bir zira ile yaklaşırım. Bana bir zira ile yaklaşana, ben bir kol kadar yaklaşırım. Bana adımlayarak gelene de bende koşarak giderim.)

Yine Buhârî hadiste Hz. Resûl buyurdu ki (AS):
"Meselüllezî yezkuru rabbehû, vellezî lâyezküru, mesulü hayyi vel meyyiti" (Rabbini zikir edenle etmiyen, canlı ve ölü misâli gibidir.)

Yine Tecrîd-i Sarih kitabının hadislerinden:
EBÛ HUREYRE'den rivayet edildi ki:
"Yâ Rasûlallah, kıyâmette insanlardan şefaâtinle kim daha çok me'sûd olacaktır."


Hz. Resûl buyurdu ki:
"Senden evvel bu hadis-i benden soran olmadı. Nefsinde ve kalbinde hâlis olarak en çok la ilâhe illâlâh diyen kıyâmette şefaâtimle me'sûd olacaktır."

İbni Hâceri Heytemî, Fetavay-ı Hadisiyye kitabında Hz. Enes'ten ve Beyhakî'den rivayet etti: Hz. Resûl buyurdu:
"Sabah namazından sonra güneş çıkıncaya kadar bir kavimle zikir edersem, dünya ve dünya içindeki her şeyden bana daha tatlıdır." Yine: "İkindiden sonra gün batıncaya kadar bir kavimle Allah'ı zikir edersem dünya ve içindeki her şeyden bana daha tatlıdır."

Ebû Dâvûd Hz. Ebûbekir Sıddîk'tan, o da Hz. Resûl'den nakleder ki:
"Sabah namazından güneş doğuncaya kadar bir kavim ile zikir edersem, Hz. İsmâil neslinde dört köleyi (kişiyi) azâd etmekten evlâdır".

Yine hadis-i şerifte:
"İkindi nazamından akşam namazına kadar bir kavimle zikir edersem Hz. İsmail neslinden dört kişiyi azat etmekten evlâdır."

Ebû Nuaym'den rivayet edildi ki:
"Zikir meclisinde sükûnet ve vikâr nazil olur. Melâike de etraflarında halka olur. Rahmeti ilâhiye onları kaplar, Allahu Teâlâ (CC) onları zikir eder (Rahmetiyle anar.)"

Ahmed ve Müslim'den rivayet edildi ki:
Hz. Resûl (AS) buyurdu ki:
"Allah'ı zikir eden hiç bir kavim yoktur ki, illâ melaike onları kuşatır, ve rahmet onları kaplar, onlara sekinet verir. Allahu Teâlâ da onu melaike içinde anar."

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Denilse ki bu hadis-i şerîfler açık (Aleni) zikir için büyütülmüştür. Neden Nakşî sâdâtları hafi (gizli) zikri tercih ettiler? Sünnet ve Kitaptan acaba ayrı bir yola mı gittiler?

Deriz ki: Allâme-i Şahâb Fetavây-ı Hadisiyye kitabında:
"Yâr-i gâr, efdal-i eimme-i alettehkîk, Hz. Ebû Bekir Sıddik'tan (RA) Hz. Resûlûn (AS) şu hadis-i şerîfi rivayet edildi ki: Hz. Ömer sesini kaldırarak zikir ederdi. Hz. Ebû Bekir ise zikrini gizli yapardı. Hz. Resûl'den sorulduğunda: Hz. Resûl her ikisini de doğruladı."

Yüksek sesle zikir vesveseyi defeder. Nefsin isteklerine engel olur. Gafil kalbi uyarır. Fakat ameli de tamamen açıklar. Bazıları da gizli zikir ederek mücâhede-i nefis ve nefsin gaye edilen yolda ihlâs ile gitmesini talim için uğraşırlar.

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:
Hz. Ebû Bekir'in gizli zikri, murâd edilen illâ kalbî zikre delâlet etmez. Belki Ebû Bekir'in lisânen yaptığı zikre, gizli denilmesi, kendi nefsinin duyup cemâatin duymaması sebebine binâendir.

Deriz ki: Kalben teemmül ile (düşünerek) yapılan gizli zikirdeki esrârdan murad hafaza meleklerinin duymadığı bu zikrin, duyulandan 70 defa efdal olmasıdır. Delilimiz bunu bildiren hadis-i şeriftir. Sadece Allahu Teâlâ'nın muttali olduğu bu zikir hafi (Gizli) zikirdir.

İkinci delil ise: Tarikat pîrî Hz. Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahâeddin'e, Kutbu Rabbani, Gavsu Samedânî, Elcâmiil-ilmi'z-zâhir v'el-Bâtın, EşŞeyh Abdülhâlık Gücdevânî (Kds) hafi zikri verdi. O emir, ervah ve melekût âleminde verilmiş; hakkında (Ve Allemnâhu Min Ledünnâ ilmâ) buyrulan Hızır (AS) tarafından getirilmiştir.

Hz. Şah da kalbî olan zikri hafî ile me'mur edilmiştir.
Yine deriz ki İmâmı Nevevî, Ezkâr denilen kitabında: "Zikir, kalben ve lisânen de olur. Efdali hem kalben, hem de lisânen beraberce yapılanıdır, ikisinden birisi tercih edilmesi lâzim gelirse kalbi zikir efdaldır" demektedir.

Yine deriz ki: Hafî zikir riyadan uzak olduğundan huzûr ve şuhûde vesile olur (17)

Hadikâ denen kitapta Hz. Âişe'den (RA) rivayet edildi ki: "Hafi zikir, cehrî zikirden yetmiş defa daha efdâldir. Kıyamet gününde kullar hesaba çekildiğinde hafaza melekleri yazdıklarını getirirler. Allahu Teâlâ: "Bakın geride bir şey kaldı mı?" diye soracaktır. Hafaza melekleri derler ki: "Bildiğimizden her şeyi yazdık." Allahu Teâlâ buyurur ki: "Yanımda mevcûd bir gizlenmişi vereyim. O da hafazanın işitmediği, kulumun yaptığı hafi zikirdir."

Hülâsa: Nakşi tarikatının pîri ve reisi Hz. Şah-ı Muhammed Bahâeddin ve sonraki pirlerin hepsi de zahir ve bâtın ilimlerde tam kemâle ermişler, Hz. Resûl'ün sahih hadislerini incelemişler, bu yolun mütehassısı olarak, sâliklere, kalpte hafi zikri talim etmişlerdir. Bunların en doğru yol üzere olduklarından hiç şüphe yoktur.

Hafî zikrin aslini ve sevabini inkâr edenlerin âkibetlerinden korkulur. Bu husus üzerinde ittifak eden sâdât-i izâm ve ricâl-i kirâma itiraz etmekten Allah'a siginiriz.

Bu kadari, zikr-i haf î nin mevcudiyetine ve sevâbina kâfi gelmekle beraber; sahih kesfi Rabbânî'de anladigim bir seyi de açiklayacagim.   

-------------------------------------------------------------------

(17) Şeyhim Seyyîd Muhammed Kadrî Hazretlerinin sohbetlerinde zikir hakkında dinlediğim, ve divânından parçalar:

a) "Hafî zikir ile meşgûl olan mürîd, kalbinde gizil bir Hazîne bulmuş gibidir."
b) "Mürîdimin husûsiyeti şudur ki: Kalbi zikirden ayrılmaz. Hatta helaya gitmek zamanlarında bile zikrinin hafiflemesi bekler, şeyhten muhafazasını ister. Eşiyle sevişirken yine kalbi Allah'ın zikirindedir."
c) Seyyîdim Muhammed Kadrî buyurdu: "Bir zamanlar kalbim ve ruhum ne kadar acâib bir zikirde idi? Bir gün Abdest aldıktan sonra INNÂ ENZELNÂHU suresi'ni okuyorum. Zikrin tesiriyle fenaya girdim. Vücûdumun baştan başa Kur'ân-ı Kerîm olduğunu; Kur'ân-ı Kerî'min tamamının bana vücûd olmuş olduğunu gördüm. Başımdan alınıma eğilmiş bir kılın üzerinde üç çeşit nur ile ALLAHU NURUSSEMÂVÂTI VELARD ayeti yazılı olup, aynen müşahede ediyorum. Karşımda da bir nur hasıl olmuş ve o nurun içinde bir huri şekli görünüyordu. Umumiyetle tarikatte kadın şeklinin görünmesi şeytanî, yahut zararlı bir şey olacağı düşüncesiyle onu yok etmek için teveccüh ettim. Fakat teveccühümle o nur daha tam aydınlandı ve belirdi: Bir huri olduğunu gördüm. Bana: "Dur, beni yakacak mısın? Ben rahmaniyim" diyerek Nur suresini okumaya başladı. Kur'ân-ı Kerîm'i okuyunca rahmanî olduğundan şüphem kalmadı. Âyeti kerimenin şu kısımlarına gelince: "Allah'ın öyle ricalleri vardır ki, onların ticâreti, alışverişleri Allah'ın zikrinin arasına girmez. Allah onların bu işlediklerini en güzeli ile mükâfatlandıracaktır. Fazlından onlara daha ziyadesini de verecektir"' (Nur: 37-38)

İşte bu zikrinin karşılığını "ve yezîdehum min fadlıhı" (Allahu Teâlâ. fadlından ziyadesiyle verecektir.) Bu senin için şimdi bu fadıldır ki daha dünya hayatında iken, Rabbimiz Allahu Tealâ'nın emriyle, ben senin Cennetteki hurilerinden biriyim. Bu dünyaya gelip seni müjdeliyorum. Hâlen bu zikrin de Rabbimiz Allahu Teâlâ yanında makbul olmuştur. Ben senin cennet kısmetlerindenim. Ve göğsünü bana açarak üzerinde adımın yazılı olduğunu gördüm, isminin de Fâdile olduğunu söyledi.