<< İhsan yolu FİHRİST

Muhtasarü's-Sülûk ve'l-İhsân

Fî Beyâni'l-Vusûl İlâ Meliki'l-Mülûk ve Tarikatü'l-Hâcegân

Şeyh-i Meczûb Muhammed Saîd Seyfûddin (Kds) Hazretlerinin Mukaddimesi


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd, âriflerin kalplerini nur ve sırlarına mişkât kılan Cenâb-ı ALLAH'a mahsustur.

Ârifleri dünyanın çirkin meşgalesinden alıkoyarak, ibâdetin tatlı neş'esiyle kaplerini hakkıyla mutmain (sakin, rahat) kıldı. Birleşen gönül ve lisânları dâimi olarak "mâ Arefnâke Hakka Ma'rifetke" ile meşguldür (Ya Rabbi hakikatını layıkıyla bilemedik).

İlahi sevgi denizi kalplerini çekerek, hakiki aşk kaselerini şevk ile içtikten sonra hak ve hakikate sâbit ve sâkin olmuşlar; Cennet ve en güzel makamlara da nail olacaklardır.

Sonsuz selâtu selâm âlemlere resûl gönderilen büyük şefâatçi Cenâb-ı Hz. Muhammed Mustafâ (AS) ile Âl ve Eshâbı, ezvâç ve zürriyeti üzerine dâim olsun.

Şafii mezhep Eş'âriyûl-Akîde, Nakşibendî Hâlidî Tarikatının Şeyhi Osman Sirâcuddin torunu Şâh Muhammed Ali Hisâmüddîn meşrebinden fakir ve kusurlu kul; Cizreli Hüseyin mazlum oğlu Şeyh-i Meczûb Ebû Osman Muhammed Sâid Seyfuddin der ki:

Şeyhim Şâh Muhammed Ali Hisâmüddîn ve tarikat pîrleri ile husûsen Sultânül-Enbiyâ Hz. Muhammed Mustafa (AS)'nın işâretiyle tâlip ve sâliklere Hacegân yolunda ve sülükde kısaca te'life emrolundum.

Gerçi te'lif meşrebinden değilsem de lâkin emirleri gereğince Allah'ın yardımına sığınarak, Hz. Resûlun (AS) istimdatı ve kudsî Sâdât berakâtının istimdatı ile Kur'ân-ı Kerîm ve Hadis-i Şerîf'e uygun işâretler ile başladım.

Zâhiren de Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Şerîf'e uygun olan bu işâretlere uymak tarikat ve tasavvuf ehline vâcibtir.

Allah'ın zikri üzerinde önem ve teşvik ile durarak çirkin şeyleri terk etmek vaciplerdendir. Cenâb-ı Mevlâ Kur'ân-ı Kerîm'de "ve Men Ehsenû Kavle Mim Men deâ illallahi" (En güzel davet Allah yoluna davettir), Hadis-i Şerîftede "Hayrunnâsi Men Yenfeunnâs" (Hayırlı insan, insanlara faydalı olanıdır) buyurulmuştur.

Artık bu işaretlerden sonra Hâcegân sırlarından perdeyi kaldırarak, Cenâb-ı ALLAH'ın göğsümü genişletip doldurduğu imân ve nur ile te'life başladım.

Tasavvuf ehlinin; âyet, hadis ve terimleri özel bir şekilde açıklamalarına batınî ictihâd denir. Tasavvuf ehli devam ettikçe bu ma'nevi ictihâd da kesilmeyerek Hz. MEHDİ'ye kadar gidecektir. Zahiri ictihâd ise İmâm-ı İbni Hacer'il-Heytemî'nin beyânına göre hicretten 300 yıl sonra kapanmıştır.

Bâtınî ictihâd da herkese mahsus olmayıp, ancak, nefsinin beşeri ahlâkından kurtulmuş ÂRİFÎ-BİLLAH olanlara mahsustur. Onlar ki: Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Şerîfe tâbi olarak Allah'ın marifet denizinin sahilinde huzûr ve sükun bulmuş, o marifet denizinden avuçlayarak içerler, gördükleri doğru keşif ve kuvvetli ilham ile Kur'ân-ı Kerîm ve Hadis-i Şerîfleri garip ve acâib üstün manalarla açıklarlar. Bu manayı da ancak onların yolunda gidenler anlayabilir. Hazreti Şeyh Muhyiddin ÂRÂBÎ ve hacegân kutuplarına vaki olduğu gibi.

Cenâb-ı Mevlâ'nın da onları Kur'ân-ı Kerîmde tavsif etmesi kafidir:

"Ey mutmain olan nefis, ondan razı olarak ve rızasını kazanmış bulunarak Rabbına dön. Salih kullarımın zümresine katıl ve gir onlarla beraber cennetime." (Ya İyyetühennefsül mutmainnetiü irciî ilâ rebbiki râdiyeten, merdiyeten, fedhuylî fî ibâdî, vedhulî cennetî) (1).

Nefsimi o zatlar ile kıyas ettiğim anlaşılmasın. Lâikin itiraz edenlere karşı da (Ve emmâ bi nimeti rebbike fehaddis) "Rabbının sana olan nimetlerinden bahset"(2) emri gereğince; Bu batînî ictihâd âriflerinden olduğunu da açıklarım.

Arif odur ki: batînî ictihâd üzerine kuvvet ve kudrete sahiptir. Ayet ve hadislerden sırlar açıklar. Her zamanda bunlar mevcuttur. Tırmîzî'nin naklettiği bir Hadis-i Şerîfte: "Ümmetim bahar yağmuruna benzer. Evvelî mi yahût sonu mu hayırlıdır bilinmez" buyurmakla ümmet içerisinde her zaman arifi billah mevcuttur. Yine bir Hadis-i Şerîfte: "Ümmetimden hak üzere bir sınıf vardır ki kıyamete kadar yok olmazlar." Zâhiri ilim sahiplerince bu sınıf; ilim ehlidir. Lakîn biz tasavvuf ehli ve arifi billahın yanında;bilhassa Nakşidendi Tarikatında sonu gelmeyen müçtehidlerdir. Hatta mutlak müctehid, arif; Kur'ân-ı Kerîm ve Hadis-i Şerîfe tâbi, son zamanda Hz. MEHDİ dir. Mahbub-i Samedânî, Gavs-ı Rabbân-i Müceddidi Tarikatı fi elfi sânî ŞEYH AHMED-İ FARUKÎ SERHENDÎ Hazretlerinin işaret ve beyânı da böyledir.
--------------------------------------------------------------------------------

(1) Fecr: 27-30

(2) Duhâ: 11

Şa'rânî'nin beyanına göre Hz. Mehdi; Dört mezhep ile de işlem yapmayıp yalnız Kur'ân-ı Kerîm ve Hadis-i Şerîf ile işlem yapacaktır.

Sırların keşfinde ictihâd sahibi olan Arifi Billâh'ı inkâr edenler, fenâ ve çirkin bir yoldadırlar. Öğleyin semada parlayan güneşi görmeyecek kadar kalpleri katı olmuştur. Allah'a yemin ederim ki Kur'ân-ı Kerîm yeryüzünde ve hafızalarda kaldıkça, zaman ârif-i billâh ve evliyâdan boş kalmaz. Ancak Cenâb-ı Hakkın yolunda çalışmalarına göre bunların mertebeleri de ayrı ayrıdır. Hepsi de ihsan makâmında Allah'ın emir ilhâmıyla meşguldürler. Bazıları Allah'ı zikir ve ibâdetle sünnet üzeredirler. Onların vilayetini yine ancak Allah-u Teâlâ bilir. Kudsî hadis-i şerîfte "Kudret çadırımın altındaki evliyâmı benden başkası bilemez.". Bazıları Allah'ın azamet ve celâdetinin tefekkürü ile meşguldür. Bazıları da cemâlinin huzrundan gâfil olmazlar. Bazıları Hak âşıklarıdır. Bazıları ilimde, tedristeler ve ibâdı irşât ederler. Bazıları da yeryüzünde seyyârdırlar. Bunların hepsi de Hz. Muhammed Mustafâ (SA) hürmetine, kullara lütufturlar. Kerâmet ve harikaları Hz. Resûlün mucizesinden olduğundan haktır.

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:

"ÜMMETİMİN ULEMÂSI BENÎ İSRAÎL NEBÎLERİ GİBİDİR" Hadis-i Şerîfi de bunlara işarettir. Benî İsraîl Nebîleri dinlerini tebliğ ve neşir ettikleri gibi, ümmetimin ulemâsı da tebliğ ve neşirde ehildirler. Onların bazıları, benim verasetimle Kur'ân ve hadisten istihraç ederek din ve ahkâmını neşreden müctehidlerdir. Bazıları da Kur'ân ve hadisteki gizli sırrı yayarlar. Ancak bunlar Benî İsraîl Nebîleri gibi mâsum ve emniyette olmayıp tebliğde onlar gibidir. (Nebiler bidayette mâsum ve mahfûzdurlar. Velîler ise makâmlarını aldıklarında mahfûz olurlar - Mütercim), Allah'a yakınlıklarından Enbiyâ vahyinin yerine onlar da ilham-ı Rabbâni vardır.

ŞEYH-İ MECZÛB DER Kİ:

Şeyh-i Meczûb sözünden sonra söylenen: Kendi ma'nevi sırrımdan istihrâc edilmiş, bâtınî ictihadımdır. Yani bu açıklama yalnız tarafımdan söylenmiştir.

Ey Allah yolunun sâliki! Şüphesiz ki bu kitap için o mukaddes ruhlar beni vazifelendirmiştir. Doğu ve batıyı nuru ile saran Şehrezûr'lu Zülcenâheyn Hz. Mevlânâ Hâlid'in (Kds) yeryüzünün her merkezinde yetiştirdiği nurlar parlak bâtınî ictihâd sahibi, kâmil halifelerine ayrı ayrı ictihâd verdi. Onlar da keşiflerinde hâsıl olan bu ictihâdı, mahsûb ve mürîdlerine tebliğ ettiler.

Husûsen: keşif, futûhât ve nuru ile hepsinin üstünde olan sâbık halife, tarikat şeyhi, bizim şeyhimiz Hacegân vârisi, SİRACİL MİLLET VEDDİN Hz. OSMANİ SÂNÎ'nin evliyâ ruhlarının işaretiyle müjdelenmiş büyük torunu ki; Esrâr-ı Muhammedi Vârisi, Hz. Mustafâ Ahlâklı, Şeyh Osman ve Şeyh Muhammed Bahâüddin Vilâyetleriyle Hil'atlı, Sahibi Nefsi'l Kudsîyye Ve'l-Ahlâkı'l-Merdiyye, Sultanül-Evliyâ, Halifet-i Hz. Seyyîdil-Enbiyâ, Muhyis Sünnetisseniye ve senedim Şâh Muhammed Ali El'mulakkabi Bi Hüsâmil Hakkı ve'd-Din, Kuddisesırrehül Metin'dir.

Bana Emirleri: Rabıtaya devam etmek, zâhiri tesbihleri bırakarak Cenâb-ı Allah'ı adetsiz ve muhabbet ile zikretmek, ve bu kitapta beyân edilen hususlara uyacak sâlikler için tarikâtımızda ne acayib incilerin ve en yüksek kazancın mevcut olduğunu mürîd ve muhîblere yumuşak bir lisânla bildirmektir.

Cenâb-ı ALLAH'tan dilerim ki; Bizi emirlerine tâbi, yasaklarından ayrı kılıp, HAZRETİ MUHAMMED MUSTAFÂ (SAV) yolunda, sünnetiyle giden ve evliyâ emirlerine amâde olanlardan etsin. Bizi anne ve babamızı, dost ve ahbaplarımızı ve bütün mü'minleri af buyursun Amin!...

Benim ve evliyânın vârisi olacak, neslimden yahût muhîblerimden; vilayetle kaim kişilerin devamını SEYYİDÜL MÜRSELÎN hürmetine müyesser etsin Amin!... (1)

Cenâb-ı Mevlâya vâsıl olma usûlünü, ve Hâcegân tarikatının beyânına hâvi bu kitabın adını; MUHTASARU'S-SÜLÛKİ VE'L-İHSÂN, Fİ BEYÂNİ'L-VÜSÛL İLÂ MELİKİ'L MÜLÛKİ VE TARİKATÜ'L-HÂCEGÂN koydum. (Kısaltılmış ismi: İHSAN YOLU)

(ŞEYH-İ MECZÛB)

MUHAMMED SAÎD SEYFÜDDÎN

1328
--------------------------------------------------------------------------------

(1) Hazreti Şeyhin bu duasıyla: Baba ve anneden seyyit, müstesnâ, büyük şeyh olan Hz. Seyyîd Muhammed Kadrî Hazîn, Hz. Şeyhin ve tarikatın vârisi olmuştur. Henüz küçük yaşta iken dahi Hz. Şeyhi her görüşünde cezbeden saatlerce baygın düşerek, kudsî nazar ve terbiyelerine mazhar olmuşlardır.

Hz. Şeyhin vefâtından sonra, Hz. Şah Hisâmüddin'in bulunduğu (Tavila) Bağekûn'a dört kere gitmişler, binlerce kişiyi büyük derece ile Allah'a vasıl eden Sultanül-Evliyâ Halifetu Hz. Seyyîdil-Enbiya Kutb-i Ferd Şâh Muhammed Ali Hisâmüddin'in lütufları ve ûlvi Seyyîd ecdadının büyük himmetleri ile tarikatının son bütün makâmlarını sultanlık ahzetmiş ve dünyada şâheser olacak bir divan te'lif etmişlerdir.

Divanında söylediği gibi (Nasıl bir pervane idim ki? İlahi aşkta gönül ve kanatlarını birden yakan, İmam Ali'nin evlâdı Seyyîd Kadrî, nâsuttan lâhuta kadar bu yolu tane tane işaretle söyledi.)

Elhamdülillah, ben fakir ve Seyyîdim, Sultanım ve sevgili Şeyhim olan Sultanül-Aşıkîn, Vel-Ârifin, Vel-Vâsilin Seyyîd Muhammed Kadrî Hazîn'in sohbetlerinde bulunmak saadeti ile çok müşerref oldum. Akılları hayrette bırakan; mevcud bilgilerimizin hududunu sonsuzluğa götüren, hayat nefesi dolu bereketli sohbetinde ve eşsiz divanından bizzat ahzettiğim bazı kısımları (hiç değiştirmeden) kitapta mevzuların (konuların) altına yazmayı faydalı buldum.

Allah rızası için yapmış olduğum fakirane bu naçiz hizmetten dolayı vuku bulmuş kusurlarımın affını, yardım ve kudsî bereketlerinin hepimize müyesser olmasını diler, Allah'tan muvaffakiyet niyaz ederim.

Süleyman KAYA