<< İhsan yolu FİHRİST

ÖNSÖZLER

1.BASKI

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

HAMD, Zat-ı Ehadiyetinin nurundan sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa'nın (SAV) nurunu halk ederek, ondan bütün alemleri vücûda getiren Cenâb-ı Allahu Teâlâ ve tekaddes Hazretlerine mahsustur.

HAK'dan bu yaratılış ve varlığın en mükemmeli olan, Âlemlere Rahmet Cenâb-ı Ahmed'in kudsî ruhunu insan şekliyle dünyamıza nakletti. Onun şerefiyle insanı da şereflendirerek Esmâ-ı Hüsnâ sırrına mazhar olmaya kabiliyetli ve ahsen-i takvîm olarak halketti. Ahsen-i takvîm'den sonra Es-fel-i Sâfilîne reddettiği insanı Rebbâniyetinin ihsaniyle fenâ ile mâsivâdan çekerek esmâ ve sıfatlarının nûrundan en yüksek terbiye ile, bekâsında huzûr ve şûhûdunu eşsiz saâdetine ulaşabilecek yolu bahşetti.

Hakiki büyük saâdet, Allah'a yakınlık iledir. Ondan gâfil ve uzak olmak bedbahtlığın en kötüsüdür. Yakınlığı; İman ve emrettiği güzel işler ile; Uzaklığı: İnkar ve emirlerine uymamakla olacağını, Allahu Teâlâ Peygamberleri vâsıtasıyla beşeriyete bildirmiştir. Bildiri ve davetin en güzeli de peygamberler peygamberi, Âlemin Rehberi, Kâinatın Efendisi, Büyük Sevgili Hz. Muhammed Mustafâ (AS)'e verilen Kur'ân-ı Kerîm, Şeriat-ı Garrâ ve Ahlâk-i Muhammediyedir.

Bu yüksek terbiye ile, nefsin bütün his ve hayallerinden de geçerek, Allah ve Resûlüne tam teveccüh eden tasavvuf ehli büyük fadla hemen mazhar olduklarından, bu usûlün en kısa ve üstün yol olduğunu beyân etmişlerdir. (Be fenâ çume jı hûdrâ lev gıhâm mülke bekâ - Fenâ ile gittiğimden bekâmülküne ulaştım).

Ancak, bu gidiş basit bir iş olmayıp, yolda kuvvetli fırtınalar, dalgalar, anaforlar mevcuttur. Onun için kişinin yalnız başına bu yola düşmesi tehlikeli ve neticesizdir. Bu yolu daha evvel geçmiş ve geçirmeye de muktedir, sâlike selâmet gemisi olacak mürşîdin olması şarttır.

Bu yolda hakiki kamîle ererek, Hz. Resûle vâris olmuş evliyâyı, sâlikin kendisine vasıta edinmesi ALLAH ve Resûl aşkının tekâmülünün delilidir. Bu aşk ve âzim ile hakiki mürşîdine sımsıkı usûlünde bağlananların saâdeti sonsuzdur. Hallerinin neş'e ve tekâmül seyrini maddî hislerimiz görmediği ve duymadığı için bize garip gelebilir. Gayba iman etmiş mü'min, Allahu Teâlânın akıllara sığmayan kudret, azamet, ihsân ve fadlının mevcûdiyetini Esmâ-ı Hüsnâ'sından bulmuştur.

Şeriat-ı Garrâ'nın zâhir kısmının delillerini en hakiki kaynaklarından getiren "Muhtasarü's-Sülûk ve'l-İhsân Fî Beyâni'l-Vusûl İlâ Meliki'l-Mülûk ve Tarikatü'l-Hâcegân" yazarı Şeyh-i Meczûb Ebu Osman Şeyh Muhammed Saîd Seyfûddin (Kds) ve sohbetlerinden nakil ettiğimiz, divânından parçalar aldığımız Sultânü'l-Âşıkîn ve'l-Ârifin ve ve'l-Vâsilîn Seyyîd Muhammed Kadrî Hazîn (Kds) Hazretleri, sülûk ve ilâhi cezbe ile Tarikat-ı Âliye'nin en yüksek makâmlerını ahzederek yolun pîrî olmuş Ârif-i Billah sultanlardır. Mânevi keşif ve halleri Allahu Teâlâ'nın özel fadlındandır. Kendilerinin beyânları veçhile bunlara i'tikad ve ve muhabbetle amel eden sâliklere; Allah ve Resûl yolunun delili olacaklardır.

Kurtuluş ve saâdetin yegâne anahtarı olan "Lâilâhe İllâllâh Muhammedün Resûlüllah" tevhidinde dahi, Allahu Teâlâ, Hz. Muhammedi kendisine vâsıta ve evliyâsına da rehber kılmıştır. Bütün evliyânın onun ümmetine hizmet ile görevlendirilmiş, yüksek şerefi, Kur'ân-ı Kerîm'de bildirilerek umûmi şefâat selâhiyeti verilmiştir.

O'nun ümmetinden olmak saâdetinin sonsuz hamdını tekrarlar, O'na, Âl ve Âshâbına, zürriyet ve tâbilerine Allahu Teâlâ'dan salât ve selâmların en güzelinin devâmını ister, bu doğru yolda hepimize tevfik ve ihsânını niyâz ederim.

Süleyman KAYA

2.BASKI

Hamd, Alemlerin Rabbı (olan) Allah'a mahsustur...

Salât ve selâm, Mahlukatın En Hayırlısı Muhammed (AS)'a, ve onun Âline ve Ashabına olsun...

Cenâb-ı Mevlâ'ya yakınlığı gerçekleştirecek, Hz. Resûl (AS)'a ve yüksek tarikatın büyük şeyhlerinin kudsî nurlarına erdirecek İhsan Yolu kitabının ikinci baskısı sebebiyle Cenâb-ı Rabbü'l-Âlemîn'e sonsuz hamd eder, bu yolda gidenlere yardımlarını niyaz ederim.

Uzun zamandan beri evliyanın gizli tutulması, manevî sohbetlerin azalması, kalplerin mâsivâdan temizlenerek ilâhi aşk ve sırlara iletilmemesinden, kâmiller azalmış; nefsin terbiyesindeki önem ihmal edilmiştir.

70 sene evvel bugünkü ortamı gören, Hz. Resûl'ün Vekili, Sünnet ve Tarikatın Dirilticisi, Allah'ın Sevdiği Ahlâk sahibi, Kutb-ı Ferd, İnsanların-Cinlerin ve Herkesin Şeyhi Hz. Şâh-ı Pir Şâh Muhammed Ali Hüsamüddîn (Kds), Allah ve Resûl'e giden bu yolu, kurtuluş ve ebedî saadet olan ilâhî olgunluğun hazineleriyle dolu olduğunu bildirmek için, bazı halifelerine yüksek tarikatın sırlarından ve büyük nimetlerinden açıklamayı ictihâd vermiştir.

İşte bu emirle, Şeyh-i Meczûb Muhammed Saîd Seyfüddîn'in (Kds), İhsan Yolu kitabında açıkladığı keşifler ve bâtınî ictihâdlar, bütün makamları sultanlıkla geçen, Hz. Resûl'ün (AS) hakîkî vâsılı ve vâsılı ve vârisi Şeyh Muhammed Kadrî Hazîn'in (Kds), Dîvân-ı İrfan'da açıkladığı sırlar buna delildir.

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Husule makbuleyi sureti insani kâmil bit Alemin yaratilmasindaki gaye, insan-i kâmilin husule gelmesidir
Garaz be cevheru a'rad ne îcât ez heyûlâyi Alem cevhersiz olmayip kendi kendine olmus heyûlâ degildir. (1)

(1) Nurlar Nuru Kasidesinden

Alemin cevheri, Hz. Muhammed Mustafa'nın (AS) ruhu olup Allah (CC) onu zat nurundan yaratarak mutlak kemâl ve cemâli mutlâkına ayine yaptı. Bu yüzden aşk dahi cemâl ve kemâl sıfatları gibi ilâhi ezelî sıfatlardandır.

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Şerhi ışkıra ez çi guyem muhâl "Aşkın açıklamasını nasıl yapabilirim? Mümkün değil !
Hikmeta emre ilâhîyu ezel ez nunukâf İlâhi Hikmetin kün emrinden de ezeldir... (2)

(2) Zahit Sözü Kasidesinden

En büyük ve eşsiz insanı kâmil Hz. Muhammed Mustafa'dır (AS). Onun için kudsî hadiste: "Ya Habîbim (AS), eğer olmasaydın felekleri (alemleri) yaratmazdım" buyurmuştur. Yine bir diğer kudsî hadiste: "Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim, onun için âlemleri yarattım" buyurmuştur. Kemâl, cemâl ve sevgi sıfatları işte o aynada göründü... Şerefli Hadiste Resûl (AS): "Beni gören (Yani hakikatımı gören) Hakkı görür" buyurmuştur. (Men raâni raa'l-Hak).

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Kese bînit hakîkat nure envârez tecellâyi "Nurlar nurunun (Hz. Resûl'ün) hakikatini gören,
Dabibî nit sırre cemalullahi der âyinâyi Cemalullahın sırrını da aynada görecektir." (3)

(3) Nurlar Nuru Kasidesinden

En yüksek ilim Allah'ı görme, en kısa yol bu aynayı kalpte bulmak, en büyük zevk ve saadet cemâlullahı görmektir.

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Ji nakşe neynika şâhı Emînim. "Emirler Şahı (Hz. Resûl'ün) ayinesinin nakşındanım,
Bedli câmâ cihân bînim ji deme Gönülden bütün cihanı görenim yüzünden" (4)

(4) Ayetullâhi Şerif Kasidesinden

Bu kemâl, ancak ilâhî terbiye ile husule gelir. Şerefli hadiste: "Beni, Rabbim terbiye etti; ne güzel terbiye etti !.." buyurdu.

Kur'ân-ı Kerîm'in başında Cenâb-ı Allah (CC), zatını Rabbu'l Âlemîn olarak tanıtması, terbiyenin ne kadar gaye ve temel olduğuna delildir. Bu terbiye ile insanın ruhu, zat ve sıfat nurları ile nurlanarak, semadaki güneşten çok daha parlak bir güneş olur. Öyle bir güneş ki, parlak nurundan yüzlerce sema güneşi sanki içinde erir!..

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Der dilemin ev ziharbu neynikek ji nure Hûdabu "Gönlümde Allah'ın nurundan bir ayna doğdu
Nakşe "Ya Hu" le nembu şefkı dâyâru diyâr İçinde "Ya Hu" nakışlı şevki, sevgiliye (esas ilk aynaya) ve her yere vuruyordu" (5)
Ez gera bum il nihânî min nazar da âsumânî "Gizlice dolaştım... Göklere de nazar verdim.
Bume hurşî de zemânî Hem leyalu hem nehâr Zamanın hem gece hem gündüz (batmayan) güneşi oldum" (6)

(5) Ayetullâhi Şerif Kasidesinden, (6) Sen Şirin Elinden Kasidesinden

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Her vekî hakikât zâhirim der insucân "Hakikat, her zaman insan ve cinler içinde güneş gibiyim
Bülbüle şehlûle Ânım kes nedîkat misle ân Onun öyle şâhbülbülüyüm ki, hiç kimse asla benzerimi görmemiştir." (7)

(7) Her Zaman Güneş Gibiyim Kasidesinden

Bil ki bu nur güneşleri, mürit ve muhîblerin kalbini mâsivâdan temizleyerek terbiye eder. İlâhi nur ile parlatarak onu da güneş yapar.

Hz. Şeyh buyurdu ki: "Birisi altmış dakikadan daha az bir zaman, Hz. Şâh-ı Pîr'in güneşine dayanabilse, sonra da zâhiri gözle semadaki güneşe ve mânen de kalp güneşine baksa, kalp güneşinin çok daha parlak olduğunu görecektir"

Yine Hz. Şeyh buyurdu ki: "Tarikat pîrlerinden birsinin, güneş nuru 300.000 kişi arasında zahiren doğsa, hiç bir göz kapağı bu nurun şiddetinden dolayı açılamaz."

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Ger tu mihâı ji esraren garip âgeh şevî "Garip sırlardan haberdar olmak istiyorsan,
Rabtu ruhu dil biki üstâd dânâ u kümel Kâmil- âlim üstadın ruhuna kalbini bağla !
Ver tu rapte biri pîre hakîme manevî Ruhunu öylece o mânevi hekime bağlarsan
Dil dibi âyiney â hurşî de der burca hamel Gönül, Hamel Burcu güneşine ayna olacaktır..." (8)

(8) Mürşid Emri Kasidesinden

Kudsî hadiste: ""Yerler ve gökler beni almaz, illâ kâmil müminin kalbinden başka"" buyuran Cenab-ı Mevlâ için hâlis olmuş o kalp, mekânsız mevlâ için, o da mekansızlaşmıştır.

""Ben insanı kendi suretim üzere halkettim"" kudsî hadisinde, kâmil insan ruhunun Lâ şey olması sebebiyle, hiç bir mekân, zaman ve cihete bağlı olmadığı belirtilmiştir.

""Ben insanın sırrıyım, insan benim sırrım" kudsî hadisinde, kulun ancak bu makâma erdiğinde Allah'ı bilmek sırrına erdiği belirtilmiştir.

Allahu Teâlâ halifesi olan bu insan, ruhu ile tasarruf eder. O insan da, bu tasarrufun sebebini, hikmetini, neticesini anlar. Allah Teâlâ ayet-i kerîmede: "Ey Habîbim, (onu) attığında sen atmadın, lâkin Allah attı"" buyurmuştur. (Enfâl-17) İsrâ Suresi âyet 85: ""Ya Habîbim, sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindedir, size az bir ilimden başkası verilmemiştir !...""

Bir doktor hastasına teşhis koyarken bütün ilmini kullanır. Bir padişâh, emir verirken bütün hükümranlığı ve şevketi o emir iledir. Onun için Allahu Teâlâ'nın emri de, azamet ve kudretiyle muttasıftır. Emir Aleminden olan ruhun mahiyetini, akıl ile bilmek mümkün değildir. Akıl, ölçülü olan Halk Âlemindendir. Ruh ise ölçüsüz olan Emir Âleminden olduğu için, ruh hakkındaki ilmimiz azdır.

Mahlukat içinde Allah'ın çok sevdiği ve kendisine yakın ederek en çok ikram ettiği insan-ı kâmildir. Hz. Şeyh buyurdu ki: "İnsan-ı kâmilin, Rabbı ile öyle huzur ve yakınlık anları vardır ki, çok zaman kul olduğunu bilmez."

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Bî perdeyi şayesteyi pâkzâdeyi mahze be ilâllâh "Perdesizsin, layıksın, pakzâdesin (Hz. Resûl neslindensin), Allah için temizlenmişsin !" (9)

(9) Hak Hikmeti Gönül Kasidesinden

Şerefli hadiste: "Rabbim ile öyle anım olur ki, araya hiç meleki mukarrep ve nebîyy-i mürsel giremez."

Kudsî hadiste: ""Kulum bana nafilelerle o kadar yaklaşı ki, gören gözü, işiten kulağı, söyleyen dili ve tutan eli olurum"" buyurmuştur...

Ey Hak yolunun yolcusu ! bu açıklamalar ile bil ki:

Allah'ın velîlerinin hâl ve tasarrufları akıl ile kıyas edilmez. Hz. Şeyh buyurdu ki; sülukumun ilk zamanları idi, bir gün Hz. Gavs-ı Geylânî Şeyh Abdülkadir'i (Kds) şiddetle istedim. Hemen hazır oldu ve dedi ki: "Kalp gözünle yukarı bak." Baktım. Gördüm ki bir tek gözünün büyüklüğü bütün mülk alemini tutmuş ve âlem bir gözü önünde küçük kalmıştı!" Buyurdu ki: "Evladım, görüyorsun ki âlem, bir nazarım (bakışım) için az geliyor"

Bu kitaptaki garip sırlar, acayip hâller, ilahi kudretten olan tasarrufların hepsi de hakikattir.

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Fırda digel bedra şefaf Kürsiyu Levh kime dugâf (Hz. Şâh-ı Pîr'i kastederek) "Şeffaf (saydam-renksiz) tam ay uçtu; kürsi ve levhi iki adımda geçti.
Yek nuru tafyâdi şefaf guh bide sahip hünere Biri güneş nuru, biri renksiz nur, hüner sahibi (O Şâh-ı Pîr'in tasarruf hikmetini) bir dinle." (10)

(10) Kristal Gönül Kasidesinden

Hz. Şâh-ı Pîr'in halifelerinden kemâl ve irfan sahibi Şeyh Mahmut anlattı:

Bir sohbette Halife Ubeydullah, Hz. Şâh-ı Pîr'e arz etti ki:

-Bazı kitaplar yazar ki: Bir Ramazan günü 40 kişi Hz. Gavs-ı Geylânî'yi iftara davet etmiştir. Sabahleyin davetçiler "Dün Hz. Gavs iftarda bizde idi" diye iddialaşmışlar ve doğrusunu öğrenmek için makamına vardıklarında, hücresini bekleyen dervişten durumu sorunca, "Hz. Gavs (Kds) dün hücresinden hiç bir yere çıkmamıştır" dedi.

Hz. Şâh-ı Pîr dedi ki:

-Doğrudur. Kıyas olsun diye söylemiyorum. Kıyas terk-i edeptir. Hakikat için söylüyorum: Eğer bütün mahlûkat Ali'yi (yani Şâh-ı Pîr'i) bir anda isteseler hepsinin yanında olurum, herkes "Ali benimledir" der.

Hz. Pîr'in evladı ve postnişini Şeyh Muhammed (Kds) buyurdu ki: "Bizi cehren çağırmaya lüzum yoktur. Kalbinizden geçirdiğiniz an biz hazırız."

Bugün teknik bir eser olan televizyon spikerini aynı anda ınbinlerce kilometre mesafeden milyonlarca insan seyrediyor. Bu cansız bir maddedir. Her şeyi Allah'ın nuru ile vuslat etmiş, ahsen-i takvîm olan insan-ı kâmil için bir şey değildir.

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Ki menem vasıle mehp âreye sultane mehâ "Aylar Sultanı, Ay parçasının (Habîbullah AS) vasılı benim,
Ki menem vakıfe gencî nel nehvî tu neha 99 esmay-ı hüsnâ hazînelerinin vâkıfı benim.
Ki menem bâziyi çenk ahderu der kevnu mekân Ben O yeşil Şâhinim ki, kanadım bütün kevn ve mekânı tutmuştur,
Ki menem fâniyi deryayı yakîn mülke beka Yakîn deryasının fânîsi, mülkü beka da benim.
Ki menem Kadrîye evlade Rasûl ez ehli vefâ Hz. Resûlün evladı, vefâ ehli Kadrî benim,
Ki menem şible Hüseyn âle Ali Abde Hudâ Hz. Hüseyin dalının, Ali ehlinin Allah kulu benim." (11)

(11) Eminler Şâhına Öncü Kasidesinden

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Feyziyabe cilveye nure tecelli ger nebit "Cihanda feyiz veren, il â hi tecelliye mazhar o ruh olmasaydı, diğer ruhlar nereden h â lisleşerek ruhun yüksek cevherine ereceklerdi?
Madive hâlis beve gevhere bâlâye ruh
Hey'eta alem hakikat halku eflâku şumus Müttehit bu ev be Kâfu Nûne maneye ruh Hakikat; felekler, güneşler ve bütün â lemin teşekkkülüne sebep olan "Kün" emri, "ruh"un manasıyle bitişikti... " (12)

(12) Ruhun Cevheri Kasidesinden

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Sırre esrare beşer ma fehm dikit kat bîhaber " Beşerdeki sırlar sırrını, habersizler hiç anlar mı?
Ver mebin halkau bı şek u kâmet serbîn garaz Onlar için boy, baş, şekil, halka, baş gayedir." (13)

(13) Gaye Kasidesinden

Evet bu kudsî ruhların, cemâl-i mutlaktan bir güzelliği vardır. Sâlik evvelâ bu cemâl ve kemâli, mürşit şeyhinin üzerinde görür. Çünkü Cenab-ı Allah (CC) o mürşîdi, sâlike vasıta etmiştir ki, büyük nimettir.

Hususen Hz. Şâh-ı Pîr'in irşad, kerâmet ve özellikleri yazmakla bitmez. Uzak-yakın, dünyanın her yerinde yetiştirdiği ve evliyâ fabrikası diye bilinen o âli dergâhta 23 binden fazla halife, milyonlarca mürîd yetişmiş, binlercesini de kudsî nazarı ile bütün makamlardan geçirerek Cenab-ı Mevla'ya kavuşturmuştur.

Pek çok İslâm âlimlerine evvelâ mâna aleminde görünerek kendisini tanıtmış ve muhabbet ile bulunduğu mevkiye (Tavile ve Bâğekûn'a) çekmiş, velî ve halike yaparak dinin hizmetine vermiştir.

Yüzlerce kafiri müslüman etmiş, binlerce eşkiya'ya cezbe vererek celbetmiş ve irşat etmiştir.

Allah'ın çok sevdiği çok lütfettiği o kulun her sözü, her hareketi ilâhî tasarruf ve kerâmetti. Mısırlı üç büyük âlimin ayrı ayrı yazdıkları büyük eserler, Farsça yazılmış bir çok kitap, onun marifet, tasarruf ve kerâmetlerini yazmakla bitirememiştir. İhsan Yolu kitabı ve Hz. Şeyh Muhammed Kadrî'nin divanı bu tasarruf neticesidir. İki ufak kerâmetini de yazayım. Bir gün bir mürîd, huzuruna gelmiş, boynunu bükmüş. Meğer o müridin dokuz kızı olmuş da erkek evlâdı olmamıştır. O sırada eşi de hamile. Hz. Şâh-ı Pîr yerden bir çöp alarak attı ve: "Bu seferde kızdı ama erkek olsun" dedi. Cenab-ı Hak erkek evlâdı verdi.

Halifesi büyük Şeyh Hacı Mahmut anlattı (Tavila'da sağ):

Hz. Şâh-ı Pîr bana dedi ki: "Tavila'daki ecdâdın türbelerinin hizmeti için şu bayırda ev yap ve otur." Arz ettim ki: "Bu bayırda dengesi bozulmuş pek çok büyük kayaların yuvarlanması her an beklenebilir, ben nasıl oturabilirim?" Hemen sağ elini yumdu ve: "Biiznillâh senin için bayırın büyün taşlarını tuttum" dedi. Ben de evde 60 seneden beri oturuyorum daha hiç bir taş düşmedi."

Allah ve Resûl'ün yanında kıymetli mümin ! Kıymetini idrak ederek, daha bu dünyadan çıkmadan, ilahi terbiye yolunda çok çalış! Allah'ın kudretiyle tasarruf eden evliyâyı sev! Bil ki bu, Hz. Resûl'ün en öz ve has ulaştırıcı yoludur. Evliyâya hizmet ile, muhabbet ile ve rabıtasındaki esrar ile Mevlânı bulmaya çalış! Arifler Sultanı Hz. Beyazid-i Bestami: " Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır". Hakikat sözünü unutma! Unutma ki, azamet ve celâdetinin sonu olmayan Allah Teâlânın huzûruna vasıtasız ve kolay gidilmez. İhsan Yolu'nda belirtildiği gibi, her dört mezhebin büyük müctehidleri, zahir ilimde deniz gibi olmuşlar, fakat kemâlleri, tarikati aliyeye intisap etmekle tamamlanmıştır. Sultan'l-Ulema Bahauddin'in oğlu ve zahir ilimlerin sultanı Hz. Mevlânâ Celâluddin-i Rûmî nasıl her şeyi bırakıp, bir derviş olan Şems-i Tebrîzî'ye tutuldu; hakîkî kemâli onunla buldu ve dedi ki: "Hamdım. Piştim. Yandım."

DÎVÂN-I İRFÂNDAN:

Bıbe talip le kenza Sılaye Sılle rahmedâ "Daha anne karnında iken gönül hazinesinin isteklisi ol" (14)

(14) Yokluk Denizi Kasidesinden

Deniz kenarında duran karıncanın, denizi görüp anladığı kadar, biz de bu ilâhî deniz kenarında aczimizi samimiyetle itiraf eder, bir muhabbet şulesi sebebiyle çıkan beyanlardan vuku bulmuş hataların affını dilerim. Saygılarımla.

Süleyman KAYA

3.BASKI

El-Hamdü Lillahi Rabbi'l Âlemîn,

Es-Salatu ve's-Selâmu alâ Hayri Halkıhî Muhammed,

Ve alâ Âlihî ve Sahbihî Ecmaîn...

En büyük saadet ve şeref, Hz. Resûl'e (AS) tâbi olarak Allah'a kul olmak ve Allah'ın mevcudiyetini ruhuyla, kalbiyle, her şeyiyle idrak etmektir. "İnsanları ve cinleri (başka bir maksat için değil) ancak bana kullukta bulunmaları için yarattım." buyuran Cenâbı Mevlâ'ya yönelik bu "kulluğu" ve yakınlığı sağlıyacak yegâne yol, Hz. Resûl (AS)'ın gösterdiği "sırat'ı müstakîm" olup, bu da yine bu yolun üstadları olan Hz. Resûl'ün (AS) kâmil varislerince insanlığa talim edilegelmiştir. Allah'a vasıl olmaktaki seyru sülûkün temeli ve esası da sevgi ve muhabbete dayanır.

Nitekim Hak Teala buyurur: "(Ey Habîbim) de ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana ittibâ ediniz ki, Allah da sizi sevsin". Yine buyurur ki: "Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler..."

Resûl (AS) buyurur: "Ben kişinin yanında; malından, evlad iyâlinden ve kendi nefsinden daha sevgili olmadıkça, imanı kemal bulmaz." Yine Allah velilerini ve onları sevenleri ifade buyurarak der ki: "Öyle Allah kulları vardır ki, peygamber ve şehit değillerdir, fakat kıyamet günü peygamberler ve şehitler onlara gıbta ederler. Onlar o kullardır ki, aralarında bir menfaat ve akrabalık bağı olmamasına rağmen, Allah için birbirlerini severler, Allah için birbirlerini ziyaret ederler, Allah için biraraya gelirler ve Allah için birbirlerine sadıktırlar. İşte onlar Allah'ın velileridirler." Yine buyurur ki: "Allah velileri o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah zikredilir. Onlardan zikretmek, Allah'ın zikrine iletir. Allah zikredilirken onlar hatırlanır. Onlar ki, Allah'ı severler ve insanlara Allah'ı sevdirirler."

İşte bu büyük saadete irşad eden Hz. Resûl vekili, çok büyük Veli ve Kutbu ferd Hz. Şah-ı Pîr Muhammed Ali Hüsamüddin'in iki büyük halifesinin, iki nadide eseri, Allah talipleri için emsalsiz inciler ve marifetlerle dolu olması hasebiyle, yoğun istek sonucu gerçekleşen bu üçüncü baskıdan dolayı Allah'a hamd ve sena eder, Habibi'nin ve Kâmil varislerinin feyiz ve bereketlerine nail olmada "Kişi sevdiğiyle beraberdir." hikmet ve sırrıyla Allah'ın lütuf ve rahmetini temenni ederiz.

Süleyman KAYA